Deniz Feneri’ni soruşturan savcılar önce görevlerinden alındı, sonra evrakta sahtecilik iddiasıyla, sekiz buçuk yıla kadar hapis istemiyle haklarında dava açıldı...
Bir süre önce benzer bir hamle yapılmış; Özel yetkili mahkemelerden biri AKP’nin kapatılması davası sırasında görev alan savcıların listesini istemişti...
Böylece bundan sonra AKP için dava açmaya yeltenecek olanlara da gözdağı verilmişti.
Deniz Feneri bir “tabu”... Belli ki ucu ciddi şekilde AKP’ye dokunuyor. O yüzden dokunan yanıyor.
Deniz Feneri savcıları da cezalardan ceza beğenecek artık...
Günümüzün yargısından söz açılınca aklımıza William Shirer’in “Nazi İmparatorluğu” adlı eserinden bazı sahneler geliyor... Nazi Almanyasında Adalet Müşaviri Dr. Hans Frank yargıçlara sesleniyor:
- Nasyonal Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur.Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: “Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?”...
Yargının ipleri iktidara bağlandıkça her ülkede aynı kural geçerli oluyor...
Yargıç ve savcılar kendilerini iktidarın memuru yerine koyarak karar vermek zorunda kalıyorlar.
Yalnızca savcı ve yargıçlar mı?
Gazeteci ve yazarlar da öyle...
Onlar da kendilerini AKP’nin memuru kabul ederek kalem oynatacaklar...
Dün iktidar yanlısı Star gazetesinden ayrılan Mehmet Altan’ın sözlerini aktarmıştık buradan...
“Dostane eleştiri dahi kabul edilemez hale geldi” diyordu...
Vesayet kalktı demokrasi geldi diye el çırpıyor bazıları...
Demirel, Ecevit, Çiller, Mesut Yılmaz... Hangisinin döneminde basın ve yargı üzerinde böylesine koyu baskı vardı?
İpekçi Milliyet’i...
Bugün 1 Şubat... Milliyet’in efsanevi genel yayın müdürü Abdi İpekçi’yi öldürülmesinin 33. yılında saygıyla anıyoruz...
Abdi Bey’i öldüren M. Ali Ağca yakalandı ama arkasındaki örgüt bugüne dek ortaya çıkarılamadı. Cinayetten sonra yoğun bir haber kirliliği oluşturulmuştu; katilin arkasında kâh KGB var denildi, kâh Bulgar gizli servisi, kâh silah kaçakçıları... CIA ajanı Paul Henze hedef şaşırtıcı haber operasyonlarında yoğun biçimde görev aldı. Ne var ki, sonuçta kesin bir hedefe ulaşmak mümkün olmadı... İstenen de buydu...
Abdi Bey’in katledilmesi 12 Eylül darbesine giden süreçte büyük bir kilometre taşıydı... Faili meçhul cinayetler çoğunlukla halkı yılgınlığa sürüklemek, askeri darbeyi meşrulaştırmak için düzenleniyordu... İpekçi cinayeti o yolda en büyük şok olmuştu...
Abdi Bey Milliyet’e ruhunu vermiş olan gazetecidir...
Gazetemiz hâlâ “Abdi İpekçi’nin Milliyeti” diye anılır...
Abdi Bey, ilkokul bilgi yarışmaları, folklor yarışmaları, müzik yarışmaları düzenler, sayfalarda çocuklar, gençler ve kadınların okuyacağı alanlar açardı. Milliyet kendi okurunu küçükten ele alarak yetiştirmiştir. Gazeteye erken yaşta bağlanan çocuk ve gençler sonraki yıllarda Milliyet’in en has okurlarını oluşturdular. Fenerbahçeli babamız Milliyet’i spor sayfasının zenginliği nedeniyle alırdı.
Biz Milliyet’i resimli romanlarından okumaya başladık. Sonra diğer sayfalarına geçtik. Milliyet, erken yaşta gazete okuru olmamızda büyük rol oynadı. Ve kader günün birinde bizi de Milliyet’in bu köşesinde göreve getirdi. Abdi Bey’in anısı önünde saygıyla eğiliyor, sevenlerine uzun ömür diliyoruz...
Auster
ABD’nin yaşayan en ünlü yazarlarından Paul Auster’in son kitabı ‘Kış Günlüğü’ ABD’den ve tüm ülkelerden önce Türkçe basılıp, Türkiye’de yayımlandı. Hürriyet’te Buket Şahin, Auster’le ABD’de buluşup konuştu. Kitabın önce Türikye’de basılmasını Can Yayınları’nın erken davranışına bağlıyor Auster... En önemli mesajı şu:
“Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? Aynı sebeple Çin’den gelen davetleri de geri çeviriyorum. Bu hükümetleri protesto ediyorum...”
(Bizden kaç edebiyatçı 100 gazetecinin hapiste olmasını protesto etti! Edebiyatçı derken kitap satıcılarını kastetmiyoruz tabii ki...)
65 yaşındaki Auster kitabın sonlarında “Muhtemelen insanın en büyük başarısı hayatın sonunda sevilebilir olmaktır” diyor. Başkalarının bakımına muhtaç biri olarak sevilebilmenin zorluğu üzerinde düşündürüyor okuru...
Yandaş gazeteler
basın özgürlüğüyle
ilgili olumsuz
haberleri
görmezden geliyor ama aslında kendileri de özgür değil...
Gazetecilikleri
iktidara yağ çekmekle sınırlı çünkü...
Haldun Ertem
Vizyon
Artık ülkelerin maden zenginliği eskisi kadar önem taşımıyor. Ülkelerin zenginlik kaynağı artık yeraltı değil. Zengin insanları. Nitelikli insan kaynağı ülkelerin madenlerinden daha değerli. Daha büyük katma değer üretiyor. O yüzden gençleri iyi eğiteceksiniz.
Okumalarını sağlayacaksınız.
Bütün gençler her gün en az yarım saat bir saat kitap okuyacaklar.
Ancak ülkede gençleri eğitmekle görevli kişilere bakınız...
Onlarda böyle bir vizyon görüyor musunuz?
Abdullah Gül, “Düşünce ve basın özgürlüğü alanlarının kirlenmemesine dikkat edilmeli” demiş.
Güzel demiş de... Keşke bir de kime dediğini söyleyebilseydi.
Fahrettin Fidan
Zor iş, zamanında yapmamız gereken fakat yapmadığımız kolay işlerin
birikmesiyle meydana gelir.
J. J. Rousseau









Müteahhitler, Mersin'de dönüşümü destekliyor...