Yoğun kar yağışı altında oynanan futbol maçları... Hava “1 dereceyken”, sert bir poyraz rüzgârı altında karlı ve buz tutmuş yollarda adım adım yürüme çilesi...
Kayan ve birbirine çarpan arabalar...
* * *
Acaba Kuzey Kutbu’ndaki “Eskimolar” nasıl yaşıyorlardı?
Oralarda kış aylarında “gece” de tam 6 ay sürüyordu.
* * *
İyice kuzeyde olan bir Eskimo kasabasında bir cinayet işlenmiş.
Ve katili bulmaya gelen bir polis komiseri, kuşkulandığı birini yakalayarak kendisine hemen sormuş:
-Söyle bakalım, 15 Aralık’la 3 Nisan arasındaki gece neredeydin?
* * *
Kuzey Kutbu’nu incelemeye gitmiş bir uzman da; bir “aysberg”in üstünde çırılçıplak bir zenciyi görünce, merakla sormuş:
- Sen de mi, Eskimo’sun?
- Hayır, demiş; ben çikolatalı dondurmayım.
* * *
2 Eskimo, kardan yolların kapandığı ve yağan tipiden göz gözü görmediği geçen hafta, İstanbul’a gelmişler.
* * *
Eskimo’nun biri, ötekine:
- Bu sıcakta bu insanlar nasıl yaşıyorlar, doğrusu şaşıyorum, demiş.
* * *
Amerika’da da, “İNSAN’ların birbirlerinin aklından ne geçtiğini algılamaları” üstünde çalışılıyormuş.
* * *
Nasrettin Hoca’ya:
- Böyle bir çalışma şayet gerçekleşirse; durum nasıl olur, diye sormuşlar.
* * *
Hoca da, sakalını sıvazlayarak gülümsemiş:
-Nasıl olacak, demiş; tıpkı “Arap Baharı” gibi olur...
* * *
Herkesin eğlenip dans ettiği bir sokak festivalinde; 15 yaşlarındaki kadar bir genç, şıkıdım bir hanımın yanına yaklaşmış:
-Benimle dans eder misiniz, demiş.
* * *
Kadın da:
-Ben, demiş; dans etmem bir bebekle...
* * *
Şıkıdım kadınla dans etmek isteyen buluğ çağındaki genç:
-Ah, demiş; affedersiniz, hamile olduğunuzu bilmiyordum.
* * *
Ankara da, bir türlü dans etmek istemiyor AB ile...
AB, daha dünkü çocuk...
* * *
AB ise acaba ne düşünüyor, kendisiyle dans etmek istemeyen Ankara hakkında?
* * *
Herhalde o da, Ankara’nın hamile olduğunu düşünüyordur; bir bakıma da haklı galiba...
* * *
Haklı, çünkü hep biliyoruz ki; Ankara da, sivil bir Anayasa doğurma sancıları içinde...
* * *
Hadi yine bir dans fıkrası:
2 delikanlı, kendi aralarında konuşuyorlarmış. Biri ötekine:
-Senin, diyormuş; genç kızlar arasındaki süksen çok büyük, hangisini istersen hemen dansa kaldırabiliyorsun; nasıl yapıyorsun bunu?
* * *
Öteki de:
-Çok basit, diyormuş; dans etmek istediğim kıza yaklaşırken, parmaklarımın arasında, “Ferrari” marka bir arabanın anahtarlarını çevirmeye başlıyorum. Kız da hemen kollarımın arasına giriyor.
* * *
Kızlar arasında süksesi olan gencin arkadaşı:
-Gerçekten bir “Ferrari”n var mı senin, demiş?
-Ne gezer yahu, salak mısın sen; bilmiyor musun benim durumumu? Sadece anahtarlarını sallayarak gösteriyorum.
* * *
Kızlar arasındaki başarısızlığından yakınan delikanlı da:
- Ne olur, şu anahtarları bu hafta sonu için bana da versene, demiş.
Arkadaşı da vermiş anahtarları.
* * *
Birkaç gün sonra tekrar buluştuklarında, anahtarları ödünç alan:
- Senin anahtarlar hiçbir işe yaramadı, demiş; al anahtarlarını...
- Nasıl oldu da hiçbir işe yaramadı?
- Senin anahtarları çevirip durdum parmaklarımın arasında, ama hiçbir kız yanaşmadı benimle dans etmeye...
* * *
Anahtarların sahibi genç, şöyle tepeden tırnağa süzmüş dostunu:
- Eminim ki, demiş; anahtarları parmaklarında çevirip dururken; ne o eski kasketini çıkarmışındır başından, ne de bisiklete binerken, pantolonunun paçalarına daraltmak için taktığın çamaşır mandallarını...
* * *
Bu fıkra da sanki, AB üyesi ülkelerle T.C. arasındaki farkı anımsatmakta gibi...
* * *
Nahit Kayabaşı’ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Dilek
İsterdim
İki yüreğim olsun
Biri durduğu zaman
Aşkımı yedeği korusun









İzmir'de suya yüzde 22 fahiş zam...