GündemRSS
Tümü
12 Şubat 2012 - 02:30

Uyusun da büyüsün, tıpış tıpış yürüsün

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Nasreddin Hoca, gece yatakta uyurken; küçücük bir fındık sıçanı geçmiş sakalının içinden.
Hoca da birden yataktan fırlayarak, bağırıp çağırmaya, ayaklarını yerlere vurmaya başlamış.
* * *
Tavan arasından bodrum katına kadar bağıra çağıra, ayaklarını yere vuran Nasreddin Hoca; minderleri de, halıları da tersine çeviriyor ve mutfakta ne varsa büyük bir gürültüyle yerlere fırlatıyormuş.
* * *
Hoca tekrar karısının yanına döndüğünde, karısı:
- Bu kadar gürültü patırdı yapmaya, ayaklarını güm güm yerlere vurmaya ne gerek vardı Hoca Efendi, demiş; alt tarafı sakalından geçen küçücük bir fındık faresiydi?
* * *
Hoca’nın karısına yanıtı:
- O kadar gürültü patırdı yapmazsam, yeri göğü oynatmazsam, sonra yol olurdu benim sakal; içinden geçmedik fındık sıçanı kalmazdı.
* * *
Şu sıralarda ortalığı gürültüye verip duranlardan herhangi birine de, isterseniz yakıştırabilirsiniz Nasreddin Hoca’nın bu fıkrasını.
* * *
Geçenlerde kapı komşum Ahmet Altan, babasına uğradı ve gülerek ayaküstü çarpıcı bir fıkra anlattı.
* * *
“Varlık vergisi”, özellikle azınlıkların üstüne, altından kalkılamayacak bir ağırlıkta inmişti.
* * *
Simon efendi de, giyinmiş kuşanmış, kravatını beyaz gömleği üstüne bağlamış, lacivert takım elbisesiyle; “Vergi Dairesi”ne,  “o kadar ağır bir vergiyi ödeyecek durumda olmadığını” anlatmaya gidiyordu.
* * *
Yolda, Ermeni arkadaşı Vartanyan’la karşılaştı.
Vartanyan:
- Nereye böyle Simon, diye sordu.
- “Varlık Vergisi”ni ödeyecek durumda olmadığını anlatmak için, “Vergi Dairesi”ne gidiyorum. Kendilerine saygımı göstermek için de, böyle resmi giyindim.
- Yahu bu kadar şık gidilir mi oraya; sonra kim inanır da, kazara acımaya kalkar sana? Hemen geri dön, yırtık pırtık bir gömlekle yamalı bir pantolon giy de, hiç değilse öyle git oraya. Bize de geldi aynı vergi. Bizim de o kadar milyonu ödeyecek halimiz yok; sonunda Aşkale’ye gideceğiz galiba taş kırmaya... Hadi hadi geri dön ve hemen çıkar şu sırtındakileri; onlar fark etmez senin kendilerine saygından ötürü böyle giyindiğini.
* * *
Simon efendinin birden kafası karıştı. Yırtık bir gömlek, yamalı bir pantolonla dolaşacak kadar da yoksul olduğuna, “Vergi Dairesi” görevlileri hiç inanırlar mıydı?
* * *
Durumunu anlatmak amacıyla “Vergi Dairesi”ne nasıl gitmesi gerektiğini, bir de yakındaki “Sinagog”un, hahamına sormak istedi.
* * *
Haham, Simon efendiye:
- Sen de, demişti; tıpkı dün bana gelen geline benziyorsun.  O da bana:
- Yarın evleniyorum, acaba gelinliğimin altına donumu giysem mi, giymesem mi, diye soruyordu.
* * *
Ben de kendisine:
- Kızım, dedim; donunu giysen de, giymesen de; nasıl olsa seni mutlaka becerecekler.
* * *
Ahmet’in acele işi vardı. Yanaklarından öptüm oğlumu. Çocukluğunda da, gençliğinde de; babasının başına gelen belalardan ötürü az şey çekmemişti.
Tıpkı Mehmet Altan’la, kızım Zeynep gibi...
* * *
Kışta kıyamette, yollardaki trafik kazaları da iyice artmakta...
* * *
Bu arada medya, Ankara’daki siyasal trafiğin çok hızlandığını belirtiyor...
* * *
Yorumcuların ise bazıları, trafik lambalarının “kırmızı”; bazıları da “yeşil” yandığını söylemekte.
O yüzden yolunu bulan da belli değil, kaybeden de...
* * *
Neyse ki ninni söyleyenler de var, demokrasiyi büyütmek için...
* * *
Yazıyı, Suavi Koçer’den bir şiirle bitirelim:

  Kadeh
 
 Ak bulutun üstünde
 Doldu boşaldı kadeh
 Aldı götürdü sel
 Esti gök gürültüsüyle geldi karayel
 Yel aldı sel aldı
 Sular sulara katıldı
 Taştı nehir boşaldı kadeh
 Bir ummana daldı
 Deryaya açıldı yelken
 İki deniz ortasında
 Kuş uçtu ten kafesinden

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Cool Kadın albümü hangi sanatçımıza aittir?
Markapon
©Copyright 2012