GündemRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Giyimi, çadırı, kara gözlükleri ve zaman zaman şatafatlı üniformasıyla da bir “tuhaf adem” olan Kaddafi; dünyadaki TV ekranlarına da, gazetelerin ilk sayfalarına da gülle gibi oturdu.
* * *
Bizler ki kendimize göre; ya dekolte giyinmiş hanımların tacizci erkekleri tahrik ettikleri için, suça ortak olup olmadıkları türünden; ya Van gölü’nün “deniz mi, göl mü” olduğu türünden; ya askeri cezaevinde tutuklu bulunanların ziyaretine, kimlerin gitmesinin “normal, yahut anormal” sayılacağı türünden; gündemler yaratmaya ve bunları sabahtan akşama, akşamdan sabaha tartışarak; “son 90 yılda bütçelerin nerelere harcandığı” gibi, oligarşik bir yönetimin belkemiğine dokunan konuları, bilinç dışı bırakmaya alışığızdır.
Libya’daki halk ayaklanmalarıyla, Kaddafi’nin durumu, özel gündemlerimizi de Kaf dağının arkasına süpürdü.
* * *
Dünkü Star gazetesinde, yan yana sıralanmış 4 Arap diktatörünün fotoğrafı üstüne şu başlık atılmıştı:
“GİTTİ GİDİYOR.”
* * *
Arap ülkelerindeki halk ayaklanmaları süre dursun; o sırada bizim Tophane rıhtımından, 4 milyon nüfuslu Norveç’e ait, dünyanın en büyük transatlantiği kalkıyordu.
* * *
Kaliforniya kıyılarına da, mevsim değişikliğinin denizlerdeki akıntıları etkilemesi sonucu, yüzlerce köpekbalığı gelmişti.
* * *
National Geographic’in bir belgeselinde de, bir köpekbalığı ile dostluk kurmuş bir balıkçı gösteriliyordu.
Köpekbalığı, balıkçısının teknesine yaklaşıyor ve kendini okşatıyordu..
* * *
Bu da bendenize bir sirk fıkrasını anımsatmıştı.
Evrensel ündeki gezginci bir sirkte en alkışlanan gösteri; genç bir kızın, kafasını bir aslanın ağzı içine sokmasıymış.
* * *
Adamın biri de, sirkin peşine takılmış. Sirk nereye giderse, o da oraya gidiyor ve sadece aslanın ağzına kafasını sokan kızı izleyip, ayrılıyormuş.
* * *
Adamın yakınları, onun sirkteki cesur kıza âşık olduğuna inanmışlar ve kendisine:
-Bir türlü peşinden ayrılmadığına göre, çok mu seviyorsun o kızı, diye sormuşlar?
* * *
Adam:
-Âşık falan olduğum yok, demiş; kızın gösterisi, doğaya aykırı bir gösteri. Bir gün aslan, kızın başı içindeyken kapatıverecek ağzını. O sahneyi kaçırmak istemiyorum.
* * *
Gerek Bin Ali olsun, gerek Hüsnü Mübarek olsun, gerek Kaddafi olsun; acaba biliyorlar mıydı bu fıkrayı?
* * *
Sirklerdeki aslan, kaplan terbiyecileriyle; dünyaya kapalı bırakılmış halk yığınlarının yönetimleri arasında da, bir benzerlik olduğu söylenir.
* * *
Aslanlarla kaplan terbiyecilerinin hüneri; onlara, kendi güçlerinin ne olduğunu fark ettirmemekmiş.
Yoksul halk yığınlarının sırtından; tonlarca altını, yahut milyonlarca doları şavullayan diktatörler için de, durum aynıymış.
Halk yığınlarına asla fark ettirmezlermiş, güçlerinin ne olduğunu.
* * *
Bendeniz de, bir zamanlar sirklerdeki trapezde sallanan bir akrobatın, boşlukta 2 takla attıktan sonra, karşısında tepetaklak sallanan bir akrobatı ellerinden tutmasını, hayranlık doruklarında ayağa fırlayarak alkışlardım.
* * *
Bazen yanımdaki dostlar:
-Şaşacak bir şey yok, onlar alışmış her akşam bunu yapmaya, derlerdi...
* * *
Nasıl ki bugün de; sabah saat 5.30’da kalkıp, saat 7’ye doğru gazeteler geldikten sonra, “yazı” yazmaya oturan kalem emekçileri için de, aynı şey söylenmekte:
-Onlar alışmıştır yazı yazmaya...
* * *
Kaddafi, dünyaca ünlüydü. Köpekbalığı ile dostluk kuran balıkçı da, sıradan bir balıkçıydı.
* * *
Sıradan balıkçılar, her akşam trapez gösterisi yapan akrobatlar, “yazı” yazmaya alışmış kalem emekçileri...
Ve dünyanın dikkatini üstünde toplayan Arap diktatörleri...
* * *
Bir de Pierre Loti var, “İzlanda Balıkçısı”nı yazmış; bir de Ernest Hamingway var “İhtiyar Balıkçı ve Deniz”i yazmış; bir de Tony Curtis, Gina Lollobrigida, Burt Lancaster var “Trapez” filmini yaratmışlar...
* * *
Kaddafi’nin ekranlara gülle gibi oturmasından önce; bizim siyasal gündemin polemiklerinde, “kim matematik biliyor, kim bilmiyor” çatışması da sürüp gidiyordu.
* * *
“Trapez” aynı zamanda geometride de, adına Türkçede “yamuk” denilen bir dörtgen.
Dikine çizilmiş bir üçgeni, altındaki tabana paralel bir çizgiyle neresinden bölerseniz bölünüz 2’ye...
Altta kalan bölüm, geometrik bir “yamuk” olur.
* * *
Öğrencilerin başının derdidir, “yamuk”un yüz ölçümü.
Ya Pythagore’un 2500 yıl önce, geometriye kattığı “Hipotenüs teorimi”?
Onun da Türkçedeki adı “eşek davası”...
* * *
Kim bilir kaç yıllık aile dostumuz diş doktoru sevgili Sonya’nın, muayenehanesindeki dişçi koltuğuna oturanlar da; şu sıralarda Fas Kralı II. Hasın’ınkine hiç benzemeyen bir kaygı duyuyorlardır içlerinde.
* * *
Bendenize sorarsanız Sonya’nın koltuğu, çok daha güvencelidir, Fas Kıralı II. Hasın’ın koltuğundan.
* * *
Jules Supervielle’in de “Matematik” diye bir şiiri var, Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle ilk dörtlüğü şöyle:

Bir sınıfta tam kırk çocuk dizili;
Bir kara tahta, üstünde bir üçgen;
Bir koca daire, sağır, çekingen;
Merkezi güm güm eder davul gibi.
* * *
Yeniden iç gündeme döndüğümüzde; “matematik” üstüne yapılan polemiklerde, bilmem işe yarar mı bu şiir?

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Artık yıl kaç yılda bir olur?
A
4
C
5
D
6
Markapon
©Copyright 2011