Geçtiğimiz çarşamba, TBMM’de “tüzük değişikliği” ile ilgili tartışmalar, çatışmalar, hatta yumruk yumruğa gelmeler; sonunda Meclis Başkan Vekili’nin, oturumu erken kapatmasına neden oladursun; şu sıralarda Türkiye’nin genelinde 2 bin yol kardan kapalı, bir türlü gidilemeyen köy sayısı da 1128’e çıkmış durumda...
* * *
“Titremenin”, değişik anlamlarda kullanım pisti çok geniş.
* * *
İNSAN, soğuktan da titrer, korkudan da, olumlu bir sürpriz karşısında sevinçten de...
* * *
Sevdiğimiz bir yakınımızın başına, bir bela, yahut bir kaza gelecek diye sık sık yüreğimiz titremez mi?
* * *
İğneden iplik geçirtme gibi, aşırı dikkat isteyen bir şey yapmaya kalktığımızda, bazen elimiz titrer; bazen gözlerimizden biri titrer ki, ona “göz seğirmesi” diyoruz.
* * *
Farkında değilizdir ama, ömrümüzün önemli bir bölümü, çeşitli titremelerle geçmekte ve sonunda da -argo deyimle- “kuyruğu titrettiğimiz” söylenmekte...
* * *
Bir de kolay kolay titremeyenler var: Kiminin hem evi, hem makamı, hem resmi arabası sıcak olduğundan ve “buz gibi bir havayla” hiç karşılaşmadığından; kimi de “soğukkanlı”, yahut öyle görünmekte olduğundan; tutuklu olarak siyasal bir davaya giderken bile yüreği titremiyor.
* * *
Kimi de taş yürekli; “Fransız İhtilali”nde, giyotinle kafaları kesip duran cellat Sanson da onlardandı.
* * *
İhtilal’in ünlü gazetecilerinden Camille Desmoulins; “ihtilalciler” arasındaki kutuplaşmalarda, Danton’un tarafını tuttuğu ve okkanın da altına gittiği için idama mahkûm olmuştu.
* * *
Giyotine çıkarken, savcıyla birlikte cellat Sanson da kendisine:
-Titriyorsun Camille, demişlerdi.
* * *
Camille Desmoulins de kendilerine şu yanıtı vermişti:
-Korkudan değil, soğuktan...
* * *
İstanbul varoşlarındaki “Atalar Çıkmazı Sokağı”nda, küçük bir kaşıkçı dükkânı bulunan Zarzor Efendi’nin yaşamı; “Titre ve kendine dön” sloganının çok dışındaydı.
* * *
Zarzor Efendi’nin dükkânında, çay kaşığından mutfak kepçesine; tahta kaşıktan gümüş kaşıklara kadar her türden ve her boyda kaşık vardı.
* * *
Halk deyimiyle, “ne bok yediğini bilmeyen” ve “her boku yiyenler” çoğaldıkça; Zarzor Efendi’nin de işleri gelişiyordu.
Çünkü hepsi, Zarzor Efendi’nin çoktan keşfetmiş oldukları dükkânına giderek, kendilerine gerekli kaşıklardan alıyorlardı.
* * *
Zarzor Efendi’de bir “sınıf atlama” arzusu gelişti.
Önce dükkânını, Nişantaşı’nda tuttuğu büyük bir mağazaya taşıdı ve kat kat vitrinlerini, şıkır şıkır yanan avizeci mağazalarına benzetti.
* * *
Artık Zarzor Efendi’nin Nişantaşı’ndaki mağazasının vitrinlerinde, bin bir çeşit kaşık, ışıklar içinde yan yana asılı duruyordu.
* * *
Bir de lüks bir daire tuttu Teşvikiye’de.
Sonra da çok pahalı bir araba aldı.
* * *
Zarzor Efendi’nin adı da, yeni çevresinde Zarzor Bey’e dönüşmüştü.
Karısı da mutluluktan uçuyordu.
Özel hizmetçileri de vardı, aşçıları da, şoförleri de...
* * *
Yeni mağazanın müşterileri de arttıkça artıyordu.
“Ne bok yediğini bilmeyenler” ile “her boku yiyenler”; başta Ankara olmak üzere, ülkenin dört bir yanından, kendilerine gereken kaşıkları almak için Zarzor Bey’in mağazasına geliyorlardı.
* * *
Ancak müşteriler arasında, “faili meçhul cinayetlere” karışmış olanların yakınları da bolcaydı, “vakıf” yolsuzluklarına karışmış olanlar da, “ihale sahtekârlıklarında” büyük vurgunlar vurmuş olanlar da...
* * *
Müşterilerden bazıları hakkında soruşturma açıldıkça, Zarzor Bey’in de sinirleri geriliyor ve sanık müşterileriyle kendisi arasında da bir ilişki kurulmasından korkuyordu.
* * *
Neyse ki böyle bir ilişki kurulmadı.
* * *
Sadece İstanbul varoşlarında kiraya verdiği “Atalar Çıkmazı Sokağı”ndaki eski dükkânına, kirayı almak için giderken; arabasına bir kamyon çarptı ve devrilen arabasından güçlükle çıkarılan Zarzor Bey, ambulans da bir türlü gelemediği için, karlar altında hem acı çekmeye, hem de titremeye başladı.
* * *
Ambulansa alındığında ve acıları dindirilmeye çalışıldığında, Zarzor Bey:
-Müşteriler nedeniyle sorguya alınmak korkusuyla titremekten, herhalde çok daha iyi soğuktan titremek, diye düşünüyordu.
* * *
“Titremek”, çok değişik bir değerlendirme kantarına sahip.
* * *
Kantarın topuzu kaçtığında ise, ne tür depremsi titremelerin yaşandığı, medyanın her gün gündeminde...
Ve buna da, “Türkiye’nin sorunları” adı verilmekte...









Müteahhitler, Mersin'de dönüşümü destekliyor...