GündemRSS
Tümü
Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Şöyle bir düşünün...   Televizyon olmasaydı ne olurdu? Hemen reddetmeyin, “olmazsa olmasın!” demeyin.
Ya da “hiç öyle şey olur mu? Televizyonsuz yaşanır mı?” demeyin.
İkisinin ortasını bulun...
* * *
Bayram tatilini evde geçirenlerdenseniz, televizyonun değerini bir başka anlarsınız.
Elinizde kumanda aleti, varsa zıp zap oradan oraya atlayıp geçiyorsanız...
* * *
Bir baktınız karşınıza yıllarca tartışılsa çözümü olmayan bir sorun çıkar, özellikle tiyatro sanatçıları arasında...
Perde kapanır mı, kapanmaz mı?
Gösteri devam eder mi, etmez mi?
Allah gecinden versin, bir yakınınız, ananız, babanız, eşiniz, çocuğunuzu kaybetseniz, perde açılacak mı, gösteri devam edecek mi?
Bildik bileli bu tartışılır.
* * *
Eğer yanılmıyorsa en son Haluk Bilginer ocağı ateşleyip, tutuşturdu.
Bilginer’e göre, gerekirse, perde kapanır, bazıları ise böyle düşünmüyor.
İşte televizyonda bu konu tartışılıyordu. Oylum Talu’nun yönettiği tartışmada Tekin Akmansoy, ne olursa olsun perdenin açılmasından yanaydı.
Fikret Hakan ise bir anısını anlattı.
Eski dostumuzu “Çolak Salih”ten bu yana görmemiştik, sakal onu çok değiştirmiş.
“Yakışmış mı?” diye sormayın, konu Fikret Hakan olunca bu sorulur mu?
Fikret Hakan, yıllarca babasıyla dargın kalmış, nihayet sonunda barışmaya karar vermiş, gitmiş arıyor, adresini vermişler, mezarlık...
Meğer Gaffar öğretmen “ölmüş” adres mezarlık...
* * *
Zihni Göktay’ın anısı bir başka türlü...
Şehir tiyatrosunda oynuyorlar, oynadığı her rolün hakkını veren, bire bir yaşatan Feridun Karakaya (Cilalı İbo) “Balaban Ağa”yı oynarken düşüp kolunu kırmış, hemen hastaneye kaldırmışlar, lakin seyirci onun dönüp geleceğinden o kadar emin ki salonu boşaltmıyor, bekliyor, Vasfi Rıza Bey yandaki pastaneden sütlaç, muhallebi, profiterol gibi tatlılar getirip ikram etmiş, seyirciler tatlıyı yiyerek “Cilalı İbo”yu beklemiş...
* * *
Televizyon bu işte...
Başka bir kanala geçiyorsunuz, şanslı insansınız, Çağan Irmak’ın “Issız Adam”ı oynuyor, kim bilir kaçıncı defa, iki defa sinemada seyrettiniz, ne fark eder, böyle bir film, böyle bir aşk, böyle bir yalnızlık, bir defa, beş defa seyredilmez mi?
Yavuz Turgul’un “Muhsin Bey”i gibi...
Filmi, ilk seyrettiğiniz duygulara, yeni duygular ekleyerek seyrediyorsunuz.
* * *
Televizyonlarda yüzlerce reklam var, reklam olmasa özel televizyonlar yaşayabilir mi?
Geçip giden reklamlar da vardır, dilimize düşmüş reklamlar da...
Bunlardan biri de, şehir kızı Duygu öğretmenin “Orada bir köy var, uzakta” diye başlayan şarkıyı anımsatan filmi...
Soba yakmayı bilmeyen genç öğretmen ve taşı gediğine koyan kız öğrencisi...
“Soba yakmak için ne yapılır?”
“Analar cep telefonundan aranır.”
İşte unutulmayacak bir reklam...
* * *
Evet, televizyon çağımızın en büyük iletişim aracıdır.
“Ben hiç televizyon seyretmem!” diyenler var ya!
İnanıyor musunuz?

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011