GündemRSS
Tümü

Başlangıç vuruşu İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’den geldi. 2011’in son günlerinde, “Terörü besleyen arka bahçedeki otların iyi teşhis edilmesi gerektiğini” belirttiği tarihi konuşmasında “psikolojik ve bilimsel terör örnekleri“ vererek hepimizi dumura uğrattı.
Ne diyordu Şahin?
“...Bir tarafta terörün silahsız yapısı. Yani yardımcı kuvvetler. Yerine göre sadece şarkı söylüyor ama üç şarkının arasında bir tane de seyirciye bir şeyler söylerken arada bir güzel cümle sarf ediveriyor. Ne alırsan al, ne anlarsan anla. Sanat icra ediliyor sahnede. Ne yapacaksın, sanata karşı değiliz ama işte bunları bir cerrah hassasiyetiyle ayırt etmek durumundayız, bunları hepimiz bilmek durumundayız.”
Bakan bu sözlerle, sadece şairin, şarkıcının, ressamın, sivil toplumun, akademinin ifade özgürlüğünü ayaklar altına almakla kalmadı. Aynı zamanda devletin askeri olarak davranmayanları yekten “potansiyel terörist“ olarak damgalanacağının işaretini verdi.
Sanatçılar, “Sayın Bakanım, sanata karşı olduğunuzu açıklayın!” diyerek ironik bir yanıt verdiler Bakan’a.

Malkoçoğlu siparişi
Ancak İdris Bey’in “cerrahi hassasiyetinde“ yalnız olmadığını, ayrık otlarının sadece “terör” değil “ahlaki” gerekçelerle de bertaraf edilmek istendiğini, 2012’in ilk haftalarında idrak ettik. Birbirinden bağımsız gibi görünen olay ve açıklamalar, Türk devletinin, sanata ve sanatçının özgür iradesine açtığı savaşı, tektipleştirme ve sansürleme arzusunu da ortaya koydu. İki örnek:
-Akşam gazetesinin 10 gün önceki “Yeşilçam Andıcı” başlıklı haberinde, Filmsan Vakfı‘nın Kültür Bakanlığı logosuyla yayınladığı “Yeşilçam’dan Serpintiler“ kitabı yer alıyordu. Kitapta, bazı sanatçıların etnik ve siyasal kimlikleri özellikle belirtilmişti. Solcu ve devrimci yürüyüşlere katılanlar etiketlenirken, nedense sağ ve muhafazakar tandanslı sanatçılarla ilgili bilgi yoktu. Bakan Günay, önsöz yazdığı için pişmanlığını belirtse de Filmsan kendini şöyle savundu: “Ama bu sanatçıların kimlikleri sır değil ki!”
-Bir diğer “neşter keskinliğinde“ açıklama ise Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Cem Erkul‘dan geldi. Erkul, gişe yapan filmleri desteklemenin yanı sıra, “tüm aile bireylerinin birlikte izleyebileceği, genel izleyiciye hitap eden yapımların teşvik edilmesi”nden dem vuruyordu. Sinemayı temsil eden bu üst düzey bürokrat, kahramanlık filmleri ve tarihi Türk filmlerine örnek olarak “Malkoçoğlu”nu vermekte beis görmedi. Sinemacılara verilen mesaj açık ve netti: Aile filmi yap, ticari film yap. Malkoçoğlu tadında, gülünç de olsa kahramanlık destanları yarat.



Artık gülemiyoruz
RTÜK’ün bazı müzik klipleri ve dizilere sansür getirmesine, öte yandan Mor Çatı’nın hazırladığı “Kadına Şiddet” temalı kısa filmleri “toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı“ diye yayınlamamasını da ekleyin bu listeye...
Eh, devletin en üst noktalarındaki temsilcileri böyle konuşup böyle davranırsa, Yeni Akit’in “Zenne”ye “sapıkların filmi” demesine de şaşırmamak lazım!..
Sanat için “terörün potansiyel arka bahçeleri” tehdidinden tutun, ayar vermek için ticareti ön plana çıkarma bahanelerini kullanan... “Hep birlikte izlenecek filmler”i özenle tarif eden, sanatçıların siyasi ve cinsel kimliklerin altını çizen bu anlayış, hep aynı kapıya çıkıyor. Hepsi, sindirmeye, sansüre ve baskıya işaret ediyor. Son 10 yıldır yükselişe geçen Türk sinemasının yaratıcılığını dizginlemek anlamına geliyor. 
Bu hadiseler münferit olsaydı, gülüp geçerdik belki. Ama değil. Nasıl olsun ki? Gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin yargılanmadan hapse atıldığı bir ortamda, her daim otoritelerin “zapt-u rapt”a aldığı bir toplumda, bütün bunlara gülüp geçmek için fazlasıyla saf olmak gerekiyor.
Galiba 2012, sanatçılar, özellikle de sinemacılar için çok zor geçecek. 


NÜKLEER SANTRALLÖSEMİ İLİŞKİSİ

TRT Türk’teki “Haberdar“ programında, Le Monde’da yayınlanan bir habere rastladım. “Fransa’da da var, kimse ses etmiyor” diyen nükleer savunucuları, “Türkiye’ye enerji lazım“ diyen karar vericiler, dikkatle okuyun şimdi:
-Fransa’daki Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü Insem, nükleer santral yakınlarında oturan çocuklarda kan kanseri vakalarının daha sık görüldüğünü ortaya koydu.
-Çalışmaya göre Fransa’daki 19 nükleer santralin 5 kilometre yakınında yaşayan yetişkin ve çocuklarda, löseminin görülme sıklığı diğerlerinin iki katı.
-Çocuklarda görülen kanser vakalarının yüzde 30’u lösemi vakalarından oluşuyor. Bu vakaların yüzde 5’i, genetik. Hastalığa neden olan çevresel faktörler arasında bir numarada radyasyon iyonları geliyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
"Macera dolu Amerika" isimli şarkıyı kim seslendirmiştir?
Markapon
©Copyright 2012