GündemRSS
Tümü
23 Şubat 2011 - 22:06

Petrol, “gelişmiş olmayı” sağlayamıyor

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Salı gecesi garip giyimli Muammer Kaddafi’nin, bir türlü sonu gelmeyen nutkunu dinlerken; kafamın içinde de, bir mizah yazarının ünlü bir sözü dolaşıyordu.
* * *
Mizah yazarı:
- Ben, diyordu; bir türlü “sonsuzluk” kavramını algılayamıyordum; ne zaman ki sendeki “saçma sapanlığın” sınırsızlığını gördüm, çarçabuk kavradım “sonsuzluğun” ne olduğunu.
* * *
Bundan 150 yıl önce de Ziya Paşa, o ünlü beyiti yazmıştı:
Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm
Dolaştım mülk-ü İslamı bütün viraneler gördüm
* * *
Acaba bugün Ziya Paşa, bir İtalyan transatlantiğine binerek Libya’ya gitse ve km. kare başına sadece 2 kişinin düştüğü 7 milyon nüfuslu ülkede; nüfusun 3’te 1’inin günde 2 dolardan daha az bir parayla geçinmeye çalıştığını görse önce...
* * *
Sonra da, depremlerle sarsılıp duran Muş’a gitse ve 4.5 gücündeki bir depremle, koskoca devlet hastanesinin nasıl çatladığını, çürük çarık evlerin nasıl yerle bir olduğunu görse.
Acaba ne düşünürdü?
* * *
Sorun ne Müslüman kültürü, Hıristiyan kültürü ayrışımında; ne İslam’ın, gelişmeyi engelleyici bir inanç olduğu saplantısında.
* * *
Sorun ekonomide “artı değer” yaratamayan “köylülük”le; sanat ve teknolojide sürekli bir gelişme göstererek, onunla bütünleşmiş bir “yaşam kalitesi”ni özümseyen, “kentlilik”te...
* * *
Tanzimat aydınları da, cumhuriyet aydınları da “geri kalmışlığı”; “eğitimsizliğe” bağlayarak, giyim kuşamda ve yerleşim birimlerinde bir “Avrupalı imajı” yaratmaya özendiler.
Sonunda, “zevahiri kurtarma” gayretkeşliği o duruma geldi ki; “yoksullukla köylülükten söz etmek”, ağır cezalık bir suç sayılmaya başlandı.
* * *
“Politika”; “neden-sonuç” ilişkilerinin, sayısız deneylerle yasalarını saptayan ve “etki-tepki” diyalektiğinin “sentez” süreçlerini netleştirmeye çalışan “bilim”le, boğaz boğaza geliyordu.
* * *
“Objektivite”nin piyasası yok gibiydi.
Örneğin:
-Neden kimse hastalanınca Libya’ya değil de, ABD’ye gitmeyi yeğliyor, türü bir soru; 16 Arap ülkesini de kapsayacak bir tarafsız bakışla, gündeme getirilmiyordu.
* * *
Buna da kasıtlı olarak, “ekonomi bilincinden, hukuk bilincinden, tarih bilincinden” yoksun bırakılmış halk yığınlarının hassasiyeti, gerekçe olarak gösteriliyordu.
* * *
Dünkü Milliyet’in manşeti Libya’da olup bitenlerin üstünden, yakın ve Ortadoğu dünyasının falcılığını yapıyormuş gibiydi:
“MEYDANLAR CESET DOLU”
Libya’da Kaddafi’nin sokağa saldığı paralı askerler rastgele adam vuruyor. Görgü tanıkları başta Trablus’taki Yeşil Meydan olmak üzere birçok yerde ceset yığınlarından söz ediyor.”
* * *
Şimdi bir de, 22 Şubat tarihli Radikal gazetesinin Hayat ekindeki Sanat sayfasında, Serhan Bali’nin yazısına başlık yaptığı soruya bakalım:
TRT Radyo 3 neden sustu?
Kırşehir, Kastamonu, Karaman, Adıyaman, Konya, Niğde, Kahramanmaraş, Ağrı, Çankırı, Kars, Tunceli, Diyarbakır, Gaziantep, Bingöl, Mardin, Van’da TRT Radyo 3 susmuş durumda!”
* * *
Serhan Bali, yazısının içinde daha başka sorular da soruyordu:
“Radyo 3’ün vericilerinin kapatıldığı illere baktığımızda, hemen hepsinin İç ve Doğu Anadolu bölgelerinde olduğu görülüyor. Acaba TRT yönetimi bu şehirlerimizde oturanların Radyo 3’ün klasik müzik -caz-rock-pop yayınlarından zevk almadıkları düşüncesiyle mi vericileri türkü, şarkı kanallarına aktarıyor?
Öyleyse Muğla, Edirne, Sakarya, Kocaeli gibi Batı şehirlerinde de Radyo 3 vericilerinin kapatılmasını nasıl açıklayabiliriz?”
* * *
Birkaç gün önce, TV’de siyasetle ilgili polemikleri izlerken; TRT Radyo 3’te bir keman virtüözitesi, ilkellik çöplüğüne savurttu ağız dalaşlarını.
* * *
Muhteşem kere muhteşem bir kemancı, Paganini’nin “Keman konçertosu”nu çalıyordu.
Paganini de, çok üst düzey bir violonistti.
“Keman konçertosu”nu da, sanki kendisinden başkası çalamasın diye bestelemişti.
* * *
Hatta bir rivayete göre:
-Bu Konçerto’yu ancak 6 parmaklı bir kemancı çalabilir, demişti.
* * *
Acaba kemanı muhteşem kere muhteşem çalan o virtüöz kimdi?
Sonunda Radyo 3 açıkladı; Yehudi Menuhin’di.
* * *
İNSANLIK’ın ortak bahçesindeki şairler, yazarlar, düşünürler, müzisyenler, heykelciler, mimarlar, bilimcilerle; ortak bir gönül dostluğu kurmuş olanların da, “Batı hayranı bir züppe” diye gagalandığı çok olmuştur buralarda...
* * *
Sanatçılar ve bilimciler vatanlarıyla değil; vatanları, yetiştirdikleri o dehalarla övünürler.
* * *
Bizim Hazine’den geçinmeli “mevki sahipleri”miz ise; vazgeçtik İNSANLIK’ın ortak bahçesiyle doyumsuz bir frekans kurmayı; genellikle ne kendi şairlerinden 10 şiir bilir, ne de kendi yazarlarından 20 eser...
* * *
Oysa buralardan da az yetişmedi, hayata layık olmak için kendi uğraş alanında “evrensel bir kalite” yaratmaya çalışmış olanlar.
* * *
Namdar Rahmi:
Sende cevher var imiş, bunu alem ne bilsin;
Süslü bir dairede müdür bile değilsin.
Diye yazıyordu.
* * *
“Kalkınma” ile “gelişme” aynı şey değil; bir piyano alacak kadar kalkınmış olabilirsin de, onu çalacak kadar gelişmiş de olmayabilirsin...
* * *
Libya’nın petrolü; tiyatro ve operaların sayısıyla, kadın kuaförlerinin sayısını artırmaya yetmedi.
* * *
Keşke Kaddafi, biraz da Yehudi Menuhin’i sevseydi.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Polisin uyuşturuculukla ilgili bölümüne ne denir?
Markapon
©Copyright 2011