OTOMOBİLLERLE ilk tanışmamız bir şarkıdadır: “Otomobil uçar gider...”
Galiba Münir Nurettin söylerdi...
Beşiktaşlı bir futbolcu vardı, duyardık:
“Otomobil Nuri...”
Otomobil, uzun yıllar sokaklarda dolaşan antika eşya gibiydi, hele kenar mahallelerden birine bir taksi girsin, ya müşteri beklesin. Başta çocuklar, duyan seyre gelirdi; biraz bilen ahkâm keserdi. Gaz nerede, fren nerede, debriyaj ne işe yarar?
* * *
SAVAŞ yıllarında “tahdit” vardı, benzin tahdidi. Taksiler “çift, tek” diye ayrılırdı. Son rakamı tek olanlar, çift olanlar, plakalarına göre trafiğe çıkarlardı...
Zaten trafik dediğin ne ki?
Taksim meydanında dur, o gelip geçen otomobilleri say!
İstanbul’da, otomobiller savaş bittikten sonra çoğaldı, Ford, Chevrolet’ye İngiliz otomobilleri eklendi, Austin, Hilman, Morris gibi!..
Dolmuş da bu sıralarda icat edildi.
Kadillak, Pakart gibi otomobiller zenginliğin simgesiydi.
Adanalı ağaların tekelindeydi.
Mahalleden geçerken “Hacı ağa” şoför ne emredermiş:
“Lan oğlum, bağırttı, böğürt!”
Otomobil, her devirde Türk halkının sosyal seviyesinin göstergesi oldu. Kız istemeye gidenler, damadın arabası olduğunu söylediler mi, mahalleye yayılırdı:
“Damadın arabası varmış!”
* * *
OTOMOBİLİN Anadolu’ya yayılması 1960’tan sonra “Büyük Almanya Göçümüz”ün simgesidir.
Kafasına Bavyera’nın tüylü şapkasını geçiren, elinde, sonuna kadar açık pilli radyo, altında da araba oldu mu, “yoksulluktan yırtmış, seviye atlamış” sayılırdı.
Hele otomobiller köy kasaba meydanına çekildi mi, “seyyar müze” gibiydi, neler anlatırlardı neler...
“Sen bu arabayı biliyon mu?” diye başlayan.
Recaizade’nin “Araba Sevdası” gibi, otomobil sevdamız hep olmuştur.
* * *
ÖNCE talihsiz bir “Devrim” denemesi, sonra Anadol, arkadan bazılarının hâlâ “montaj sanayii” dediği, İtalyan, Fransız, Japon otomobilleri...
* * *
KİM hayal edebilirdi ki, Türkiye otomobil yapacak...
Şimdi o aşamaya geldik...
Lakin itirazlar var:
“Fiat’ın altyapısıyla yerli otomobil yapılır mı?”
Evet, yapılıyor.
* * *
BİLENLER şöyle diyor:
“Artık kimsenin yüzde yüz yerli bir otomobili yok. Her parça en iyi ve en ucuza nerede ve kim tarafından üretiliyorsa oradan alınıyor, birleştiriliyor ve satılıyor.
Önemli olan otomobilin markası. İçindeki parçaya kimse bakmıyor, markanın verdiği güvene bakıyor.”
Televizyonda da böyle olmadı mı?
Bu da böyle olacak.
Güney Kore’nin yüz binler satan Hyundai örneği ortada.
İleride “KOÇ” da öyle kalacak.
Vehbi Bey’i anmak, bir vefa borcu değil midir?









Başbakana soruyorum, eski yönergenin uygulanmasını kim veya kimler istedi?