Bir hafta yine bitiverdi. Biten hafta içinde Ortadoğu ile Yakındoğu’da kim bilir yine kaç yüz, belki de bin kişi öldürdü birbirini?
* * *
Geçen yüzyılın ilk yarısında 2. Dünya Savaşı’nda; mahalle teyzelerinin deyimiyle “gavurlar”, bazı yerli politikacıların deyimiyle “Hıristiyanlar”, diplomatların deyimiyle de ABD ve Avrupa devletleri 1 milyon insanın ölümüne neden olmuştu.
* * *
Bu yüzyılın başında da, Müslümanlar öldürmeye başladılar birbirlerini...
* * *
Vaktiyle kayınvalideler, gelinlerle damatlara kızdılar mı:
-Maşayla tutulacak tarafı yok, derlerdi.
* * *
Birbirlerini öldürüp durmak da öyle; maşayla tutulacak bir tarafını bulamıyorsun.
* * *
Savaşlar üstüne söylenmiş sözler de az değildir; en çarpıcılarından biri de, Çinlilerin sözü:
-Neden öldürüp dururuz birbirimizi; biraz beklesek zaten hepimiz öleceğiz.
* * *
Günümüze kadar gelmiş bir başka deyim de, “Pirüs zaferi”...
* * *
Yunanca adıyla “Pyrrhos”, 2300 yıl önce Yunan yarımadasında Epir kralı idi.
Makedonya ve Roma’ya karşı zaferler kazanmış, ama ordusunda da hiç asker kalmamıştı.
* * *
“Pirüs zaferi”, kestirme yoldan zengin olayım derken, evini barkını da yitirmişlerin durumuna benzer.
* * *
İç politikalarda da çok yaşanır “Pirüs zaferi”; iktidara geleyim, yahut iktidarda kalayım derken, yandaşlarını yitirmek gibi; Başar Esad benzeri...
* * *
17’inci yüzyılın ünlü trajedi şairlerinden Corneille de, “Le Cid” eserinde:
-Savaşacak kimse kalmadığından, savaş bitmişti diye yazmıştı.
* * *
Savaş üstüne bir yığın da fıkra vardır.
* * *
Hadi fıkralardan birini Pakistan üstüne teyelleyelim.
Gece yarısını geçe, Pakistan ordusundaki bir generalin telefonu çalar.
General yatağından uyanıp açar telefonu ve sorar:
-Kim arıyor beni?
* * *
Yanıt:
-Başçavuş Hayrullah kulunuz...
Generalin tepesi atar:
-Yarın gösteririm ben sana, der; beni bu saatte uyandırmanın ne demek olduğunu.
* * *
Başçavuş:
-14 Taliban militanını tutsak aldığımı bildirmek için aradım sizi, der.
* * *
General:
-14 militanı tutsak mı aldın; aferin, yaşa. 14’ünü de hemen getir buraya...
* * *
Başçavuş:
-Emredersiniz efendim der, ancak 14 militan da gitmeme bir türlü izin vermiyorlar.
* * *
Küçük bir çocuk, babasıyla “Meçhul Asker Anıtı”nın önünden geçerken sormuş babasına:
-Bu ne baba?
* * *
Babası da:
-”Meçhul Asker Anıtı” demiş.
-O askeri hiç kimse tanımıyor mu?
-Hayır, tanımıyor...
-Kimse tanımıyorsa, neden öldürmüşler onu peki?
* * *
NapolÈon’a da:
-Savaş nedir diye sorduklarında, verdiği yanıt ünlüdür:
-Para, para, para...
* * *
İstanbul karlar altında, Hürmüz Boğazı’nın da ısındığından söz ediliyor.
* * *
İran’ın ise durumu pek belli değil; karlar altında kalmayı mı yeğlerdi, yoksa Hürmüz Boğazı’nda ısınmayı mı?
* * *
Yalnız bu arada, Türkiye ile de ilgili bir haber ilişti bendenizin gözüne:
“Sınır tanımayan gazeteciler örgütünün ‘2011 Basın Özgürlüğü Ülkeleri Sıralaması’ belli olmuş.
Türkiye, 173 ülkenin yer aldığı listede, geçen yıla oranla 10 basamak daha alta düşerek 148’inci olmuş.
Basın özgürlüğü açısından Bangladeş’in bile altındaymışız.
* * *
Neyse ki tartışmaları şimdiden başlayan yeni Anayasa ile demokrasimizin gelişeceği iddia edilmekte...
* * *
İşte maşayla tutulacak bir tarafı; bizdeki basın özgürlüğü açısından durumun, siyasetçiler için...
* * *
Daha olmazsa suçu, “yabancı parmağı” üstüne atarız olur biter.
* * *
Bir hafta daha, gelip geçti işte...
* * *
Keşke o kadar insan, birbirini öldürüp durmasaydı...









Uludere’deki kan lekesi ilelebet çıkmaz bu topraklardan