Mehveş Evin mehves.evin@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Herkes “yeni” bir anayasa istiyor. Madem sıfır kilometre anayasa yapacağız... Hepimiz uzlaşacağız... O zaman sadece bugünün siyasi konjonktürüne kilitlenmekten vazgeçelim.
Dün, ilk kez Bolivya’nın benimsediği “Tabiat Ana” haklarını yazdım. Bolivya, özellikle madencilik faaliyetleri yüzünden perişan olmuş bir Latin Amerika ülkesi. Devlet Başkanı Evo Morales , anayasaya “tabiat ana hakları”nı koymakla kalmadı. Evrensel bir beyanname için kolları sıvadı.
Yüzlerce sivil toplum örgütüyle birlikte Türkiye’den Doğa Derneği, dünyada doğa için hazırlanan ilk evrensel beyannameyi imzaladı.
Peki Türkiye’deki mevcut yasal durum ne? Gerçekten doğaya, insanlara olduğu gibi haklarını vermek mümkün mü?
EKOSİSTEM “MAL” DEĞİLDİR
- Türk kanunlarında ekosistemler korunuyor mu?
Hayır. Türk hukuk sisteminde ekosistemler ve doğal topluluklar, “mal” muamelesine tabi. Yani bir toprağa sahip olmak, o toprakta yaşayan, bağlı olan her şey üzerinde bir hak sağlıyor. İster özel, ister kamu olsun... Bu nedenle ekosistemin korunması tamamen şahıslara bırakılıyor.
- Ekosistemler şu anda nasıl korunmaya alınabilir?
Hükümetler, “çevre düzenlemeleri” ile ekosistemleri korumaya alıyor. Ancak ne yazık ki bu düzenlemelerin çoğu, bizzat şirketlerin ve hükümetlerin oluşturduğu sistemin içinde yazılıp çiziliyor. Bu nedenle vatandaşın doğayı koruma çabası hep duvara tosluyor.
PENNSYLVANIA DA TANIDI
- Ekosistemi koruyacak farklı bir yasal sistem var mı?
Evet. Mevcut yasalarda, ekosistemi koruyan kişiler, kayıp ve zararlarını göstererek ancak maddi tazminat alabiliyor. Ancak ekosistemin haklarını garantiye alacak bir hukuki çerçeve olursa sadece kişi değil, ekosisteme yönlenen zararlar da ölçülebilir.
- Başka ülkelerde durum nasıl?
Bolivya, 2008’de yeni bir anayasayla ekosistemin haklarını tanıyan ilk ülke oldu. Bir dizi yasal düzenlemeyle doğaya “hakkını veren” Bolivya’dan başka ABD’de iki düzine şehir, benzer yasal mekanizmaları harekete geçirdi: City of Pittsburgh. Bu yasalara göre ekosistemler ve üzerinde yaşayan her canlı, mal olarak değil, kendi başına yaşamı sürdürme hakkı olan varlıklar.
- Ekosisteme hakkını verirsek ekonomik gelişme durmaz mı?
Çevresel Hukuk Fonu’na (CELDF) göre hayır. Sadece toprağa tehdit niteliği taşıyan ekonomik aktiviteleri engeller. “Sürdürülebilir” gelişmeyi ancak bu şekilde sağlayabilirsiniz.
Diyeceksiniz ki “insan haklarında bunca sorun varken nasıl olur da doğa haklarından bahsedersin?”
Oysa doğaya hak tanımadan, insan haklarını garanti altına almanın yolu yok. İşsizlik oranlarına, göç veren topraklara, su ve gıda kıtlığına, açlığa, savaşlara, iklim felaketlerine bakın...
O zaman ne dediğimi anlayacaksınız.
EKOSİSTEM NEDİR?
Bir alanda bulunan canlılarla bunları saran çevrelerinin, karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem deniyor.
KRİZ VE FIRSAT
Krizi fırsata çevirmek... Biz Türklerin, yeryüzünde başka hiçbir milletin kavrayamayacağı kıvraklıkla hayata geçirdiği bir terim.
Cumhurbaşkanı Gül, Hatip Dicle ve tutuklu vekillere Meclis yolunu kapatan kararı da bir “fırsat” olarak değerlendirmiş: “Hukuk sisteminde reformlara ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Bu sorunlar fırsata dönüştürülebilir.”
Peki “fırsat yaratmak” ve “sorun çözmek” için illa bir kriz mi gerekir?
Sadece siyaset için değil... Çözülmedikçe büyüyen ve kriz çıkaracağı gün gibi ortada olan her sorunla ilgili harekete geçmemiz şart. Ne de olsa “kriz”lerin bedeli çok daha ağır.
Üstelik her zaman fırsata dönüştürme garantisi olmayabilir.









Zbigniew Brzezinski'nin Stratejik Vizyonu ve Amerika'nın Geleceği