Kapı açıldı, sessiz, sakin içeri girdi: “Ooooo Taki hoş geldin!” Rahmetli Namık Sevik “Lefter”e “Taki” derdi, biz de ondan kapmışız, oturdu:
“Vire ne yaptın, beni kimlerle bir tuttun?”
Anladık, birkaç gün önceki yazımızı söylüyor... O yazıda şöyle demişiz:
“Belirli dönemlerin belirli insanları vardır, o döneme damgalarını vurmuşlardır. İnsanlar onlarla birlikte yaşamış olmakla övünürler...
- Ben İsmet Paşa’nın Cumhurbaşkanlığını gördüm...
- Biz de Adnan Menderes’in Başbakanlığını...
- Safiye Ayla’yı da dinledik, Münir Nurettin Selçuk’u da...
- Musin Ertuğrul’u da seyrettik, Hazım Körmükçü’yü de seyrettik, Yıldız Kenter’i de...
- Hüseyin Cahit Yalçın’ın başyazılarını da, Falih Rıfkı Atay yazılarını da okuduk...
- Lefter’in gollerini ve futbolculuğunu...”
* * *
İşte Lefter’in “Vire ne yaptın, beni kimlerle bir tuttun!” dediği yazı bu!
* * *
Eski günleri anıyoruz, o futbolcu, biz seyirci, şimdi ikimiz de “Dede”...
Hele eski maçlar?
* * *
Lefter, bir Galatasaray maçını anlattı...
“Maçtan önce Moda’da, Mono Palas’ta kamptayız, bizim hastalardan biri, Galatasaraylılardan haber getirdi, Kamil ‘Baba Gündüz’e yalvarıyormuş:
- Baba, Lefter’i bana bırak adım attırmam!
‘Baba Gündüz’ benim ne mal olduğumu biliyor, ama Kamil de ısrarlı, bizim hocamız da Macar Molhar, bunu duyunca takımı değiştirdi, beni sağ içe, Can’ı sol içe aldı, Kamil üstüne gelmesin, diye.
Kamil iyi arkadaşım, ama bu futbol, maç başladı Kamil beni karşısında görmeyince, ‘Baba Gündüz’e bağırıyor:
‘Şimdi ne olacak diye?’
İçimden ‘görürsün’ diyorum. Takım kaptanıyım.
Can’la yer değiştirdim.
Can haklı, hoca kızmasın, diyor.
Kızarsa kızsın, ben kaptanım, Can’la yer değiştirdik, Kamil, istediği oldu diye memnun...
Üstüne gittim, bastı tekmeyi, sıçradım, bir çalım Kamil yerde, bir, iki, üç... O tekme atıyor, ben çalım...
O sırada bir frikik oldu. Turgay soluna duvar ördürüyor, en çok solundan korkuyor. Öyle geldiğimi görenler doğrudan kaleye atacam sandılar, Niyazi’nin kulağına Arnavutça fısıldadım, topu sana vereceğim hazır ol, sola kaç dedim... Koştum geldim herkes şut beklerken Niyazi’ye bir pas, gol... Koştum, Turgay’a hep takılırdım, ne haber yine solundan yedin dedim.”
* * *
“İkinci golü de ben attım...
Hepimiz sarmaş dolaşız. Koştum saha kenarına, Muhittin Bulgurlu sarıldı, bu iş burada biter, diye bağırıyorum, bir kıyamet koptu, meğer biz sarılıp öpüşürken hakem Galatasaray’a santra yaptırmış, topu kapan Puşkaş Ergun üçüncü golü atmış...”
* * *
Hatırladık o maçı, ertesi gün bayram, Fenerbahçeliler çifte bayram yapmışlardı.
* * *
Lefter’de anı çok, İzmir’den hakem anısı...
Özel maça gitmişler, meğer hakem Lefter’e takanlardanmış, bir fırsat bulsa... O fırsatı da yakalamış, Lefter’i oyundan atmış, “Çık dışarı!” o da çıkmış, soyunma odasında giyiniyor... Gerisini Lefter’den dinleyin:
“Tam pantolonumu giyeceğim geldiler. Çıkar tekrar formayı giy. Binlerce kişi beni bekliyormuş, seyirci tutturmuş, hakem dışarı Lefter içeri diye... Hakem kararını değiştirmeyince, hakemi değiştirmişler, ben sahaya çıktım, yeni hakem oyna dedi, oynadım!”
* * *
Lefter’de anı çok...
Torunu yaşındaki Fenerbahçelilerin hiç görmedikleri Lefter’in cenazesine koşup gelmeleri...
Fenerbahçe sevgisi işte budur.
* * *
DİP NOTU: Bu yazı, 23 Şubat 1984’te Hürriyet’te yayımlanan yazımızın özetidir, 28 yıl önceden kalan bir yazı...









Galatasaray ve memur “yarım puan”la şampiyon!