1839’da, 16 yaşında tahta çıkan 31’inci padişah Sultan Abdülmecit; tahta çıkar çıkmaz, Mahmut Reşit Paşa’nın da öncülüğünde “Gülhane Hatt-ı Hümayunu, Tanzimat-ı Hayriye”yi ilan ederek; “dindarlık”la, “çağdaşlığı” buluşturmak istemişti.
* * *
Fatih sokaklarında tellallar bağırtılıyordu:
-Duyduk duymadık demeyin, bundan böyle “gâvur”a “gâvur” demek yoktur ha...
Ve içinde imamın, papazın, hahamın yan yana oturduğu faytonlar dolaştırılıyordu ortalıkta.
* * *
150 yıl boyunca, siyasal egemenler tarafından çağdaşlaşma çabalarını; “Müslüman” olmayı, bir kimlik tanımı olarak da benimsemiş kitlelerle, “itişe kakışa” sürdü gitti.
* * *
1839’da sokaklarda tellallar bağırıyordu:
-Duyduk duymadık demeyin, bundan böyle “gâvur” demek yoktur ha...
* * *
Bugün ise “Ermeni sorunu”nun, dış politikada da yarattığı polemikler; biraz da, Avrupa ülkelerinde çalışan 3 milyona yakın “Müslüman Türk” çoğunluğunun, yaşadıkları Avrupa ülkelerinde “Hıristiyanlar”a, “gâvur” deyip diyemeyecekleriyle de ilgili...
* * *
Sorun, saman altından tartışılmakta:
-Bir Hırıstiyan’a “gâvur” demek; bir hakaret midir, yoksa bir fikir özgürlüğü mü?
* * *
Avrupa’da yaşayan “Müslüman Türkler”e “kara kafa” denmesi de, hemen hemen aynı şey...
* * *
Ancaaak...
“Etli şaraplı, kadınlı kahkahalı bir sofra” olarak da, simgeleyeceğimiz “Burjuva enternasyonalizmi” ile ne kadar özdeşleşebildi bizim Avrupa’da yaşayan 3 milyona yakın parçamız?
* * *
Kadını hiçe sayan bir “erkek millet” olarak; kolay değil, hem “dindar” hem “çağdaş” kuşaklar yetiştirmek...
* * *
2 bin 400 yıl önce yaşamış olan Büyük İskender, ordusuna:
-Yabancılarla evleniniz, emrini vermişti.
* * *
Bir cumartesinin içine, limon sıkmayı uzatmayalım...
Hele hele tüm damlarla, yan yana park etmiş arabaların üstü yine bembeyazken...
* * *
Eniştem Dr. Ercan Alpagut, taptaze bir fıkra anlattı.
Amerika’da, hırsızları hemen yakalayan özel robotlar yapılmış.
Kim neyi çalmış ve çalıyorsa; robotlar, elektronik bir sezgiyle çarçabuk yakalıyorlarmış onları.
Şimdiye dek, 897 bin hırsız yakalamışlar.
* * *
Avrupa’da da üretilen aynı tip robotlar ise; İngiltere, Almanya ve Fransa’da, 1 ay içinde bir şeyler çalan yüz binlerce erkek ve kadını enselemişler.
* * *
Bizim oralardaki hırsızlar ise, ne yapmışlar biliyor musunuz; o robotları çalmaya başlamışlar.
* * *
Sigorta şirketlerinin radyo ve TV reklamlarında, boşuna tekrarlanıp durmuyor her 7 dakikada bir evin soyulduğu...
* * *
Dönerci Recep usta ise, Müslüman olmayanların tümden cehennemlik olduğunu iddia ederken; kendisine hırsızlığın neden arttığı sorulduğunda da:
-Ben nerden bileyim, onu Allah bilir, diyor.
* * *
Hırsızlıkla ilgili davalar, siyasal davalar kadar uzamıyor galiba...
“Zaman aşımı”na uğramış bir hırsızlık davası yok herhalde.
* * *
Siyasal kutuplaşmalar ve faili meçhul siyasal cinayetler yanında; evleri, marketleri soymak, araba çalmak, “harcı âlem” olaylardan sayılmakta...
* * *
Hafta içinde İran Devlet Televizyonu’nun verdiği haber de insanın kafasını karıncalandırıyordu; haber şöyleydi:
“Amerika ve Avrupa’nın hazırladığı plana göre, Türk askerleri bir süre sonra Suriye topraklarına girip muhalif güçleri silahlandıracak...”
* * *
Dönerci Recep usta, bu tür haberler için de:
-Allah’ın dediği olur, diyordu; sanki Allah istermiş gibi, Müslümanların Müslümanları öldürmesini...
* * *
Bu tür mistik yorumlarda da, bir türlü bitmiyor tartışmalar.
* * *
Bir de kahve dövücülerinin hık deyicileri var...
* * *
Galiba Sultan Abdülmecit’ten bu yana, 150 yıl biraz da böyle geçti:
-Hık..Hık..Hık..Hık..Hık...









Binalara “ısı pay ölçer”cihazları ve ısı yalıtımı zorunluluğu.