KADDAFİ’NİN “yeşil güneşi”nin semalarda parladığı günlerdi. Kim, “Elimdeki hıyar!” dese, bazıları hemen bir tutam tuz kapıp koşuyorlardı, hem de “devrimci Kaddafi” diyerek!..
Ellerinde yeşil kitap, “bir garip devrimci”den devrim masalları dinliyorlardı.
Hele Kaddafi’nin çadırına girip bağdaş kurduklarında, ılık ılık esen çöl rüzgârına göğüslerini bağırlarını açarak devrim şarkıları okuyorlardı.
* * *
İşte kitap ellerinde, oku, yap!
HHH
“DEVRİM yapmak için devrimci gerek, devrimciler de bir çırpıda değil, tarihin süzgecinden gelerek devrim yaparlar!” denilince de kan beyinlerine sıçrıyordu.
Aslında aklı olanlar Libya devriminin peşinde koşanlar değil, Libya’da iş alan müteahhitlerdi.
Sonunda, Kaddafi’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Necmeddin Erbakan’a yaptığı terbiyesizlik, sanırız bazı akılları başlarına getirdi.
Adam düpedüz hakaret ediyordu, Erbakan’ı kovmaktan beter etmişti, o gün Erbakan’ın yanında bulunan Abdullah Gül, çadırdan çıktıktan sonra, yanılmıyorsak “hicap” duyduğunu söylemişti.
* * *
BUGÜN niye böyle oldu?
Kaddafi “Ya ölürüm ya öldürürüm!” çizgisine nasıl geldi?
Hayır, çizgiye filan gelmedi, zaten o çizgideydi...
Eğer devlet adamı değilsen, örnekler görüp yaşamamışsan, bu sonuca şaşmayacaksın. Devlet adamı olmak için “devlet”in başına geçmek gerekmez.
Devlet adamı bir geleneğin, bir tarihin sonucudur.
* * *
BİR iki örnek...
Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nın sonuna gelinmiştir. Zafer daha kazanılmadığı için, Londra’da İstanbul Hükümeti’nin de bir temsilcisi vardır: Bir ara Dışişleri Bakanlığı da yapan Mustafa Reşit Paşa...
Bir gün İngiltere Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri, yanında iki büyük sermaye grubunun temsilcileri Reşit Paşa’ya gelirler...
Anadolu’daki orduya kundura, silah, elbise ve top satmayı önerirler, hem de müsait şartlarla...
Alçaklığı görüyor musunuz?
Hem Yunanlıları Anadolu’ya çıkarmışlar, kaybedeceklerini görünce de Türklere yanaşmaktadırlar. Çünkü onlara göre, paranın dini imanı yoktur.
* * *
BİR teklifleri daha vardır.
Yunanlılar, aldıkları malzemenin ve kredinin karşılığında İzmir Limanı’nın gelirini İngilizlere vermeyi kabul etmiştir.
Oysa savaş umdukları gibi gitmemekte, Yunanlılar İzmir Limanı’nda tutunamayacaklardır...
Acaba, Anadolu Hükümeti İzmir Limanı’nın gelirini İngilizlere verebilir mi?
* * *
EVET, Reşit Paşa, Londra’da İstanbul Hükümeti’nin, padişahın temsilcisidir, ama o bir Türktür ve de devlet adamıdır.
Mustafa Reşit Paşa teklifi elinin tersiyle iter:
“İzmir ve limanı Türktür, Türkler evlerinin kapısını kimseye vermezler.”
* * *
GEÇENLERDE televizyonda, tanıdığımız bir meslektaş hiç ona yakışmayan bir üslupla bizim haricilere “monşer”ler dedi. O da pişman oldu ama, laf bir kere ağzından çıkmıştı, oysa ona hiç yakışmıyordu.
Evet, “monşer” diyerek dudak bükülen “Hariciyeciler” Mustafa Reşit Paşa’nın devamıdır.









Müteahhitler, Mersin'de dönüşümü destekliyor...