GündemRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Yılın en uzun günleri... Sabah saat 5’te hava ağarmaya başlıyor...
Nerdeyse 1 ay boyunca daha, günler sürdürecek uzamasını.
* * *
“Tatilciler” mevsimi de artık başlamış durumda.
Atatürk Hava Limanı’nda ek uçak seferlerinin artırılması da, yolculardaki yoğunlaşma da gösteriyor bunu zaten.
* * *
Genel seçimlere 2 hafta kala, günde 4 mitingde konuşma rekorları kıran malum siyasal liderlerle; seçimlere katılan diğer 18-19 partinin 10 bini aşkın adayı, tatile matile boş vermiş, TBMM’de bir koltuk sahibi olabilmek için kim bilir nerelerde koşturup durmaktalar...
* * *
Tatilciler, 73 milyonda birkaç milyon “mutlu azınlık”; siyasetçiler de “mutsuz çoğunluk”un oyları sayesinde, resmi arabalar ve lüks makam odalarında saltanatlı bir hayat sürmeyi hayal eden itibar düşkünleri mi?
* * *
Ne demiş Rıza Tevfik:

İnsanların hülyası
Yüce dağlardan yüce;
Saadetin manası
Bir karışık bilmece.
* * *
Nutuk dinlemeye ve her sabah gazeteleri gözden geçirmeye meraklı olmasanız da; şayet nasıl bir ortamda yaşamakta olduğumuzu somut olarak görmek isterseniz, İstanbul’un Anadolu yakasında gidişli-gelişli otobanlardan Riva’ya doğru yola çıkın...
* * *
Birbirini izleyen bir yığın inşaat şantiyesinde, arkasındaki koskocaman yuvarlak, armudi deponun dönüp durduğu çimento tankerleri, taraklı kaldıraç makineleri, greyderlerle birlikte; yer yer bir yığın da yol çalışmaları çarpacak gözlerinize...
* * *
Hemen:
-Bunları biliyoruz canım, demeyin.
* * *
Anadolukavağı’nın üstündeki otobandan, Beykoz’a doğru sapan asfalta girince, Akbaba köyüne rastlayacaksınız...
* * *
Köyün adı, “baykuş” gibi, “karga” gibi, “yarasa” gibi lakabı kötüye çıkmış “akbaba” kuşundan gelmiyor; bir evliya adından geliyor.
* * *
“Ak Baba”, türbesi de köyde bulunan bir evliya; tıpkı Cihangir’deki “Sofu Baba” gibi...
* * *
Akbaba köyünde başı açık kadına, kıza hemen hiç rastlanmıyor.
Ama yavaş yavaş oralara kadar uzanmış şıkıdım vitrinli gelinlik, ayakkabıcı, mobilyacı, kuyumcu mağazalarının da adlarının ya İngilizceye ya Fransızcaya dönüşmekte olduğu fark ediliyor.
* * *
Kahvehaneler “kafe”, bakkallar “market” olmuş...
Ve kadınlarla kızlar; ya eşarplı, ya türbanlı, ya başörtülü...
* * *
Beykoz’dan Kanlıca’ya, Kandilli’ye, Beylerbeyi’ne doğru gelirken; başı açık kadınlar da çoğalmaya başlıyor...
* * *
Buna karşılık ticari reklamlarda; büyük boy, başı türbanlı ama seksi bakışlı genç kadın posterleri de kullanılmakta...
* * *
Siyasi reklamlarda ise, boy boy sadece lider fotoğrafları...
Birkaç kadın adayın ufarak fotoğrafı, sanki ezilip kalmış lider posterlerinin yanında...
* * *
Akbaba köyünde eski bir halk deyimi olan:
-Kızını dövmeyen dizini döver; sözüne de rastlıyorsunuz gibi ve yine bir halk deyimi olan:
-Kızı kendi haline bırakırsan, ya davulcuya varır, ya zurnacıya, sözüne de...
* * *
Kandilli’ye doğru ise, erkek arkadaşının elinden tutmuş, şen şatır yürüyen türbanlı kızlar sıklaşıyor...
* * *
Onlar da yine bir halk deyimini çağrıştırmada:
-İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
* * *
Kentleşme süreci, öyle kolayından birkaç kuşakla aşılacak bir süreç değil.
* * *
Tatilcilerin ise hiçbir süreç umurlarında değil...
Siyasetçilerin, sadece 2 hafta sonraki seçimler umurlarında...
* * *
Süreçler, onların akıntıları içinde yaşayanlar farkında olmasalar da; çağlardan çağlara akıp gitmekte...
* * *
2400 yıl önce Socrates:
-Tek bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir, diyordu.
* * *
Acaba bugünün İstanbul’unda yaşanmakta olan “kentleşme süreci”nin değişimlerinden, nasıl bir söz kalacak 2400 yıl ötesine?
* * *
Belki de tatilcilerin plajlarda keyif çatarken, banka borçları akıllarına geldiğinde, mırıldandıkları bir söz:
-Gün bugün, saat bu saat; boş ver gerisine...
* * *
Şöyle yazıyı bitirdikten sonra, deniz kıyısındaki bir gölgelikte, garson dostlardan bir kadeh vişne likörü rica etmek de, hiç fena olmuyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011