Mitinglerdeki vaatler, şimdi artık sadece TV’lerdeki “seçim”le ilgili programlarda kaldı.
Ve sunucular da, ağız birliği etti:
-Ters sayım başladı, dananın kuyruğu...
* * *
Sonra da sorular:
-Doğubeyazıt için nasıl bir proje düşünüyorsunuz?
-...
-Sizce İzmir, neden bu kadar önemli?
-...
-Seçimlerden sonra, liderler arasında sert geçen polemikler gevşer mi?
* * *
Tek bir güne 4 mitingi birden sığdırıp, alelacele kürsülerden kürsülere koşarak; gitgide kısılan seslerle projeler üstüne projeler, vaatler üstüne vaatler tekrar tekrar sıralanmaya başlayınca...
* * *
İnsanın da aklına eski bir “Marslı” fıkrası geliyor.
“Yer” küresinden fırlatılan bir füzeyle, “Mars” gezegenine ilk “dünyalılar” indiğinde; büyük bir sevecenlikle karşılanmışlar.
* * *
“Dünyalılar”ın nasıl yaşadıklarını merak eden “Marslılar”, bir yığın sorudan sonra nihayet:
-Peki, demişler; üremek için ne yapıyorsunuz?
* * *
Füzenin komutanı, “Dünyalılar”ın nasıl ürediğini anlatmaya çalışmışsa da, “Marslılar”ın hiçbir şey anlamadığını görünce; füzenin pilotlarından biriyle, sağlık personelinden bir kadın doktoru çağırıp:
-”Dünyalılar”ın nasıl ürediğini gösterin şu “Marslılar”a, demiş.
* * *
Füzenin pilotuyla, füzedeki kadın doktor, çırılçıplak soyunup sevişmeye başlamışlar.
* * *
“Marslılar” hayretle izliyorlarmış, pilotla kadın doktorun çiftleşmesini.
* * *
“Dünyalılar”ın nasıl ürediği gösterisi bittiğinde, Marslının biri:
-Hani üreme nerde, demiş?
* * *
Pilot da:
-Üreme, demiş; 9 ay sonra gerçekleşecek.
* * *
Marslı, şaşkın mı şaşkın:
-9 ay sonra mı, demiş; öyleyse neden üst üste bindiklerinde, sonuca ulaşmak için o kadar acele ediyorlardı ki?
* * *
Bir ömür boyu dinlediğimiz politikacı vaatleri:
-Nurlu ufuklar yakındır...
-...
-Yakında “küçük Amerika” oluyoruz...
-...
-Çağdaş uygarlık düzeyinin hızla üstüne çıkmak için...
* * *
Belgesel yayınlarında, köpekbalığı ile dostluk kurmuş balıkçılara rastladığım olmuştu.
* * *
Gece yatmadan önce, TV kanalları arasında “zaping” yaparken, bir dağ paraşütçüsüne rastladım; hem atladığı yükseklikten paraşütüyle boşlukta değişik kavisler çiziyor, hem de peşine takılan dostluk kurduğu bir kartala, eliyle havada yem veriyordu.
* * *
Bir kartalla havada dostluk kurmuş bir paraşütçü...
Bendenizi, 23’üncü Padişah III. Ahmet’in “Don fermanı” kadar şaşırtmıştı.
* * *
III. Ahmet, Ankara sancağı mutasarrıfı ve Ankara kadısı ve damga eminine gönderdiği bir fermanla kendisine don ısmarlıyordu.
* * *
Ismarladığı donun da tanımlanmasını şöyle yapıyordu:
-”Cenab-i hilafet meabım” için gönderilen örneklere göre, donlukların dokuması ince ve sık, boyaları da keskin, şeffaf ve berrak olmalı. Enleri 12.5, yahut 15 m. olmalı. Her bir iş yerine ikişer top ince yünden şal dokunmak üzere; bunların bulunduğu yerlerde ince ipek de bulundurulup, hemen gönderilen örneklere göre dokunması, boyacıların da özenle boyaması ve peyderpey gönderilmesi...
Tersine bir iş yapmaktan son derece korkmanız ve çekinmeniz babında fermanı âlişanım sadır olmuştur...”
* * *
Bir yanda alelacele projeler üstüne projeler, vaatler üstüne vaatler...
Bir yanda havada kartallarla dostluk kuran paraşütçüler...
Bir yanda III. Ahmet’in “don fermanı”...
* * *
Dünkü Milliyet’in sürmanşeti ise, bendenizin, ancak “yazı” ile oynanabilecek eğlenceli sekseğimi bozuyordu:
“HAVAALANINDA
DEHŞET ANLARI
Esrarengiz telsizci uçakları düşürecekti.”
* * *
Manşet ise, tüm seçim mitinglerinin ortasından bir mısır koçanı çıkıyormuş gibiydi:
“SPOR ADAMININ
ZEHİR DÜKKÂNI
Mersin’de 8 bin şişe bandrolsüz viski ve votkanın ele geçirildiği kaçak imalathanenin sahibi Türkiye Spor Adamları Derneği Başkanı Aydın Oğuz çıktı.”
* * *
Dünkü HABER TÜRK’ün sürmanşeti de; Türkiye’nin, ibresi düşük bir “çağdaşlık barometresi” gibiydi:
“‘Niye çeviriyorsun manken misin’
Muzır bulunan kitabın çevirmeni:
Polis, bana fahişe muamelesi yaptı.”
* * *
İstanbul’da yaz akşamları da o kadar güzel oluyor ki...
Gönlümde eski bir İstanbul şarkısı dolaşıyor:
Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım









Yerlere çöp atma, attırma