Mehveş Evin mehves.evin@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Durban şehrinde yapılan iklim zirvesinde heyecan tavan yaptı. BM’ye taraf ülkeler, iki haftadır yaptıkları görüşmelerin neticesinde bir metin çıkardı. Bu akşam 100 küsur sayfalık metin üzerinde son düzeltmeler yapılıp, sonucu açıklanacak.
Ancak Türkiye, bu metnin tümüne itiraz etti. Bunun nedeni, Türkiye’nin zirvedeki tek hedefinin, bulunduğu gruptan çıkmak istemesi. Nedir bu grup? Türkiye, iklim fonlarından faydalanamayan EK 1 ülkeleri arasında! Bu grupta AB ülkeleri, Rusya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda bulunuyor.
Bu yüzden Türk hükümetinin tüm amacı ve enerjisi, bu gruptan çıkıp, en azından Çin, Hindistan veya Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler gibi, bazı finans desteklerinden yararlanmak.
Ancak bunun için maalesef geç kaldık. Yıllardır iklimle ilgili etkin bir politika geliştirmemenin faturasını simdi ödemeye başladık.
Türkiye’nin şikâyeti ne?
Türk heyetiyle yaptığım görüşmede, durumu ‘gerçek bir baş ağrısı’ olarak tanımladılar. “Bu hızla büyürken nasıl emisyonları kısıtlayabiliriz? Kalkınmakta olan bir ülkeyiz. Üzerimize düşeni yapmak istiyoruz. Ama bu şartlar adil değil” deniyor.
Türkiye’nin zirvede devamlı vurguladığı konu, 1990’dan bu yana sera gazı emisyonunun yüzde 20 azaldığı. Ancak bu rakam, iklim değişikliği için yapılan özel bir çabanın ürünü değil. Hem son 20 yılda yaşadığımız ekonomik krizler, hem de doğalgaza geçiş bunda etkili oldu.
Nasıl mı? Anlatayım...
Yüzde 20’nin sırrı
TÜSİAD’ın Durban’da düzenlediği bir yan etkinlikte konuşan Zorlu Enerji CEO’su Murat Sungur Bursa’nın belirttiği gibi, sadece kömürle ısınmadan doğalgaza geçiş, Türkiye’nin karbon salımını (emisyonunu) 1990’a oranla yüzde 20 azalttı.
Ancak hükümetin BM’ye sunduğu 2009 raporuna göre karbon salımını 1990 yılına göre yüzde 98 artırdık! Nasıl oluyor da artıyor?
Eğer Türkiye doğalgaza geçmeseydi, bugün, 1990’a göre atmosfere 2.5 kat fazla karbon salacaktı. Ama doğalgaza geçme suretiyle ‘sadece’ 2 kat artırmış olduk. Yüzde 20 hesabı buradan çıkıyor işte.
Etkin politikamız yok
Anlayacağınız Türkiye, iklim konusunda iyi niyetli olduğunu söylese de ortaya koyduğu rakamlarla olsun, politikalarla olsun, pek inandırıcı değil. Her şeyden önce, herkesin kendi bahçesini temizlemesi gerekiyor.
Türkiye, yeni enerji yatırımlarıyla çok yakın gelecekte karbon salımlarında rekor artışa gidecek. Başka ülkelerin olanaklarına heves etmektense, kendi iklim politikamızı gözden geçirmemiz şart.
Nuri Bilge Ceylan’ın dediği gibi ‘Yalnız ve güzel ülke’yiz. Ama bunun nedenini dışarıda aramamdan vazgeçmeliyiz. Yoksa güzellik de kalamayacak.
Elimiz kolumuz bağlı
- İklim değişikliği görüşmelerinin başladığı 1992 yılında, her ülke bir gruba ayrılmıştı. Türkiye, Ek-1 ülkelerine dahil oldu. Buna ek olarak bir ‘özel durum’ tanımı yapıldı.
- Özel durumumuz sayesinde bir yükümlülüğümüz yok. Ama aynı zamanda emisyon ticaretine de katılamıyoruz.
- Türkiye, sera gazı emisyonlarını azaltmak istediğinde Kyoto protokolünün sağladığı finans desteğinden faydalanamıyor.
- Ek 1 listesinde olmamız, Temiz Kalkınma Mekanizması (CD’M) projelerine de ev sahibi olmamızı engelliyor.
Gelişmek, kirletmek midir?
- Türkiye’de yaygın inanış, gelişmekte olan her ülkenin karbon salımının çok olduğu. Ancak bu görüş, 90’lı yıllara dayanıyor.
- Durban’da hem gelişmiş, hem gelişmekte olan ülkeler, bir yandan büyüyüp, bir yandan karbon salımını nasıl azaltacağını ayrıntılarıyla açıklıyor.
- Küçük ada devletleri gibi listenin en sonunda yer alan fakir ülkeler bile yüzde 20 oranında karbon salımını azaltacağını açıkladı.
- İsveç, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri. Aynı zamanda karbon salımı en düşük olan ülke (yıllık 50.6 ton)
- Türkiye’nin yıllık karbon salımı 370 milyon ton!









İtalya'da bomba ve deprem şoku