Siyasal gündem de, genellikle kendi kısır döngüsü içinde; eskilerin “kelim kelim la-enfa; işe yaramaz sözlerin sürekli tekrarı” anlamına...
* * *
Bir de kendi fanusu içinde yaşayan insancıkların, kendi güncel serüvenleri var.
* * *
Geçen cumartesi saat 22.30’da; Göztepe’de evin bütün gereksinmeleriyle, kapıcı dostum Ufuk’un da her sabah gazeteleri kendilerinden alıp getirdiği “Mevlut-Bayram” kardeşlerin “Taşlık” adındaki marketi soyulmuş.
* * *
Bir taksiyle markete gelip müşteri gibi içeri giren 2 soyguncu, tabancalarını çekip marketteki bütün paraları almışlar ve tekrar taksiyle çekip gitmişler.
* * *
Maalesef taksinin plakası kaydedilememiş.
* * *
Artık “kırk yılda bir olan olaylardan” değil bu tür soygunlar...
Sigorta reklamlarında bile, her 7 dakikada bir, bir evin soyulduğu tekrarlanıp durmakta...
* * *
Bendeniz ise, “döngü kısırlığı”na bir örnek olmak üzere, Memduh Şevket’in 1918’de yazdığı “Bir memuriyet meselesi” adlı öyküsüne değinmek istiyorum.
* * *
Öykü epey uzunca olduğu için, sadece başlangıcını almakla yetiniyorum:
“...Ağustos cuma günü. Sicil müdürü yemekten sonra minderin üstünde uzanmış uyumak istiyor. Lakin karasinekler rahat bırakmıyorlardı. Köylülerin duvar diplerine uzanıp yüzlerine birer mendil örttükleri ve mışıl mışıl uyudukları gözünün önüne geldi, imrendi; uzandı sandalye üzerinde duran ceketinin cebinden beyaz keten mendilini alıp yüzüne örttü. Mendilin altında terleyip bunalıyor, uyku gelecek diye bekliyordu.
* * *
Aklına türlü türlü şeyler gelmeye başladı. İlkin çocuklarının mektep taksitleri için gönderdiği paranın makbuzunu nereye koyduğunu düşündü. Sonra karısının ‘para yetiştiremiyorum’ diye şikâyetini hatırladı. ‘Ben burada aç duracak değilim ya’ dedi. Maaşlara zam yapılacak diyorlardı. Müsteşarın kendisine teveccüh ve emniyeti olduğunu düşünüp memnun oldu.”
* * *
Memduh Şevket’in 1918’de yazdığı öykü, bugün bir daha yayınlansa; sanırım okuyanlar, şaşkınlıktan dillerini yutarlar.
* * *
Hiçbir şey değişmiyor mu, hep aynı “kısır döngü”nün içinde miyiz, diye de kuşkulanmamak gerek.
* * *
“Taşlık” market, vaktiyle Göztepe itfaiyesinin bulunduğu yerdi. İçinde de sadece 2 araç ve 4-5 itfaiye neferiyle, onların başı Hamit Çavuş vardı.
* * *
Önce Cemal Paşa’nın, sonra da Fevzi Çakmak’ın ahşap köşkü yerine, şu sıralarda 100 m yüksekliğe yakın bir gökdelen inşa edilmekte.
* * *
Peki “kısır döngü” nerede?
* * *
İlk yanıt, “Bütçe” ile kimsenin ilgilenmeyişinde...
* * *
Bir başka yanıt da; Memduh Şevket’in öyküsünün de içinde bulunduğu, Süleyman Şevket’in 1929’a kadar “Güzel yazılar” adıyla okullarda da okutulan “Türk edebiyatı” kitabındaki şairlerle yazarların, eserlerinden ne kadar “telif” hakkı kazanmış olduğunu kimsenin merak etmemiş olmasında.
* * *
Acaba kendilerinden, “Güzel yazılar” kitabına da örnekler alınmış olan şair ve yazarlar nasıl geçiniyorlardı?
* * *
Ne Edebiyat fakültelerinde böyle bir inceleme yapılmış durumda, ne “Halkla ilişkiler” fakültelerinde...
* * *
Demek ki kendi gerçeklerimize karşı hiçbir ilgi ve merak duymuyoruz; işte “kısırlaştırılmış bir döngü”...
* * *
Descartes’in, “düşünüyorum demek ki varım” diye tanımladığı “akılcılık”a karşı; “ampirik” düşünürler, daha değişik bir tanımlama getirmişler ve şöyle demişlerdir:
-”Akıl”, somut maddelerin deneyiminden oluşur. Elini ateşte yaktığında, ateşin yakıcı olduğunu öğrenir ve elini yakmaktan sakınırsın.
* * *
Bizdeki “kısır döngü”nün nedeni ise; köylü ve yoksulluk kökenli gelenek ve göreneklerimize karşı; Hazine’den geçinmeli egemenlerin de saltanatlarını sürdürmek için “şeffaflığa” karşı çıkmaları.
* * *
Bu konuda, bilinen bir örneği bir kez daha tekrarlayalım:
Orda bir köy var uzakta,
O köy bizim köyümüzdür
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.
* * *
Mahmut Makal’ın ise “bizim köy”ü yazdığı için başına gelmedik kalmadı.
* * *
Sonuç; sürekli artan iç göçler, kutuplaşmalar, öfke patlamaları ve ekranlardan da izlediğimiz çatışma tefrikaları...
* * *
Yalnız İstanbul’daki sokak adlarındaki değişim, 5 bini aşmış durumda...
* * *
İngilizler ise, bir kentin aynı sokağında 150 yıl oturmadıkça, “kentli” olunamayacağını söylemekte.
* * *
Doğrusu, isterdim birilerinin de çıkıp, Süleyman Şevket’in kitabındaki şair ve yazarların biyografilerini belgeselleştirmesini...
* * *
Ama kim çıkacak ki; piyasası yok bu tür belgesellerin.
* * *
Futbolun ise piyasası çok geniş...
Bendeniz de çarşamba gecesi, siyasal haber ve yorumlarla ilgilenmek yerine; “Galatasaray-Ankaragücü maçını” izlemeyi yeğledim.









Samsun, Kitap Fuarı’na hazırlanıyor