Devlet tiyatrosunda trajikomik oyunlar izliyoruz her zaman olduğu gibi...
ABD Başkanı Obama’nın korkunç bir mezalim olarak nitelendirdiği 1915 olaylarını Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Dışişleri Bakanlığı esefle karşılıyor. Başbakan ise kalkıyor, “Hassasiyetlerimizi bilerek o yolda bir açıklama yaptı” diyerek Obama’yı savunuyor. Adeta teşekkürlerini bildiriyor.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı mesaj açıklanınca aralarında görüşüp tek ve ortak bir tepki vermeye bile zahmet etmiyorlar.
Obama’nın soykırım yerine Ermenice karşılığı olan Medz Yeghern sözünü kullanması da halka Türkiye’nin başarısı gibi yutturuluyor.
Türkiye’nin bu boşvermişliği ortadayken Obama’nın önümüzdeki yıl daha farklı bir tavır almasını kimse beklememeli...
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen diyor ki:
“1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımla Mücadele Sözleşmesi bir olayı soykırım olarak nitelendirme yetkisinin sadece yetkili uluslararası mahkemelere ait olduğunu söylüyor. ABD Başkanı uluslararası bir mahkeme gibi karar verme yetkisine sahip midir? Parlamentolar bu hakka sahip midir?”
Öymen devam ediyor: “Bütün komşularımızla sıfır ihtilaf politikası yapacağız diye yola çıkanlar en yakın dostumuz, kardeşimiz Azerbaycan’la ilişkilerimize gölge düşürdüler. Ermenistan’la da hiçbir meseleyi halledemediler...”
Lafta “Türkiye büyük ülke” diye övünenler bu büyüklüğe uygun davranıyorlar mı?
Yoksa ülkeyi küçültüyorlar mı? Her vatandaş bu soruyu sormak hakkına sahiptir...
AKP’li Suat Kılıç, “Şeytan Kamer Genç’i görse yolunu değiştirir” demiş.
Suat Kılıç’ı görünce de herhalde, “N’aber, nasılsın Suat’çığım!” der...
Fahrettin Fidan
AKP düşmüşmüş...
SONAR Araştırma Şirketi’nin yaptığı seçim anketine göre, AKP’nin oyları 2002’den bu yana en düşük seviyeye inmiş. Bugün seçim olsa AKP yüzde 28.47, CHP yüzde 26.70, MHP yüzde 21.15, BDP ise yüzde 6.71 oranında oy alırmış...
Bu oranlar ne ifade eder? Hiç... Ufukta seçim göründüğü anda vatandaş bakışını değiştirir...
2007 seçimi öncesini anımsayınız... Ne diyordu vatandaş; oyumu AKP’ye vermek istemiyorurum ama CHP iktidara hazır değil. Aynı vatandaş bugün o soru sorulursa ne yanıt verir; CHP bu defa iktidara hazır diyebilir mi?
Diyemezse oyunu yine AKP’ye verir...
İngiltere’de seçim
Haldun Ertem Londra’dan yazıyor: “İngilizler 6 Mayıs’ta sandık başına gidiyor... Son anketlere göre üç büyük parti liderinin televizyondaki tartışmalarından sonra iktidardaki İşçi Partisi üçüncü sıraya düşmüş durumda... Oy oranı yıllardır yüzde 20’lerde gezinen Liberal Demokratlar’ın lideri Nick Clegg’in olağanüstü ekran performansı bu partiyi yüzde 30’lara taşıdı... Ancak, yüksek oy almak İngiltere’deki dar bölge seçim sisteminde fazla bir işe yaramıyor, üçüncü gelen parti daha fazla milletvekili çıkarıp iktidara gelebiliyor...
Yandaş oluşum
Gündemin önemli tartışmalarından biri de, örneği pek az ülkede görünen bizdeki “Yandaş Medya” adlı oluşum... Yandaş medyanın kimi kalemleri hükümet yanlısı tutumlarını “Batı’da da hükümeti destekleyen basın kuruluşları var ” diyerek savunuyor. Fransa’dan okurumuz Gürsel Aykal diyor ki:
Evet Batı’da da hükümeti destekleyen basın var ama onların:
1- Hükümeti destekleyip öveceğim diye, olayları ve gerçekleri çarpıtma, kamuoyunu yanıltacak, yanlış bilgilendirecek ve yönlendirecek derecede manipüle etme, rakam hokkabazlıkları ile halkı kandırma...
2- Yalan haber, iftira, karalama ile hukuku yönlendirmenin yanında, kendini bizzat hukukun yerine koyarak manşetlerinden, ekranlarından infaz etme,
3- Kişileri açıktan hedef gösterme,
4- Diğer medyayı da kendileri gibi “Neden suç işlemiyor” diye baskı altına almaya yeltenme hakları yoktur.
Hukukun bu şekilde ayaklar altına alınmasına hiçbir Batılı demokratik hukuk devleti izin vermez. Ve buna kalkışanlar da bunu ancak bir defa yapabilirler...
Soru: Bir kısım yandaş basın Erdoğan’ın “Başbakansın, ister asar ister kesersin” sözünü neden sansürledi?
Yanıt: Sözün kadayıfın altı kızarmadan önce söylenmiş olduğunu düşündükleri için olsa gerek...
Haldun Ertem
At Odası mı?
Başbakan’ın “AKP demek edepsizliktir, Ak Parti deyin” komutuna rağmen yazarların çoğunlukla AKP dediğini, Odatv’den aktarmıştık. Okurumuz bu talebin saçmalığını şu sözlerle anlatıyor:
“Kısaltmanın kuralı vardır. Kısaltmalar bu kurala göre yapılır. Ankara Ticaret Odası’nın kısaltılmışı ATO, İstanbul Ticaret Odası’nın kısaltılmışı İTO’dur. Özür dileyerek soruyorum: ATO’ya At Odası, İTO’ya İt Odası dersek çok komik olmaz mıyız? AKP de Ak Parti değil AKP’dir...”









Mezarlık fırsatçıları