Mehveş Evin mehves.evin@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Ayrı gazetelerde çalışan 5-6 meslektaş bir araya geldiğinde ne konuşur? Tabii ki Türk medyasının halini...
Bizler, şu sıralar bu muhabbeti her zamankinden fazla yapıyoruz. İşten atılmalar, yargılanmadan tutuklanan meslektaşlar ve sansürü, en çok da otosansürü konuşuyoruz.
Sektörün zaten kendi içinde derdi çok... Basılı yayın giderek daralıp dijitale kayıyor. Kar düşüyor, patronlar kağıda yatırım yapmaktan kaçıyor. Gazetelerin kadroları, daraltıla daraltıla paçavraya dönüyor.
Fakat ülkemiz medyası, bu evrensel sıkıntılardan fazlasıyla uğraşıyor...
Eskiden, sektörde hareketlilik olurdu. Yeni yatırımlar, yayınlar ve dolayısıyla yeni iş imkanları için umut vardı. Şimdi yok.
Eskiden, gazetecilikte en büyük dert, Genelkurmay’ı “kızdıracak” haberlerdi. Şimdi askerle ilgili atış serbest, ama hükümeti kızdırmak sorun!
Eskiden, gazeteciler için merkezde bile “kurtarılmış bölgeler” vardı. Şimdi yok.
Son örnek Ece
Artık çalıştığınız kurumun hangisi olduğunun da pek anlamı kalmadı. Bugün ana akım medyada çalışan her gazeteci, “hassas konularda” yazmaktan ya vazgeçiriliyor, ya kendiliğinden vazgeçiyor, ya da işlevsiz hale getiriliyor.
Ece Temelkuran’ın Habertürk’teki köşesine son verilmesi, giderek daralan alanda paslaşmanın ne kadar zorlaştığının son örneği. Hele bu meslekte sivrilen az sayıda kadın için alan daha da daralıyor.
Ece’nin, bir süre önce de Banu Güven’in başına gelenlerin, sadece duruşlarından kaynaklandığını düşünmüyorum. Aynı zamanda medyadaki cinsiyetçiliğin de bir tezahürü.
Yöneticisinden köşecisine, ezici çoğunluğu erkek olan medyada zaten kadın temsili çok az. Varolan kadın gazeteci ve televizyoncuların arasında “suya sabuna dokunur” iş yapanların sayısı ise daha da az!
Kendini ispatlamış, başarılı olmuş, -beğenin, beğenmeyin- kelamı olan kadın gazetecilerin merkezden uzaklaştırılmaları, nedense erkek meslektaşlarına oranla çok daha kolay oluyor.
Nedense birbirini koruma ve kollama sistemi, kadınlar sözkonusu olunca pek çalışmıyor!
Hepimizin sorunu
Kocasının işi nedeniyle yurtdışında yaşayan kadın gazeteci sorun olmuyor. Ama kitap yazmak için başka bir ülkeye taşınan yazarın bileti, “gündemden uzak kalır” bahanesiyle şıppadanak kesiliveriyor.
Türkiye gibi kadın sorunu had safhada olan bir ülkede, başarılı kadın gazetecilerin sistemden bilerek veya bilmeyerek uzaklaştırılmaları, hepimizin sorunu olmalı.
“Merkez”deki bu son kıyım örnekleri, sadece muhalif seslere yönelik değil... Aynı zamanda kadın hakları konusunda etkin söz söyleyen hemcinslerimizi vuruyor.
Onlara her zamankinden fazla ihtiyacımız var.
ZENNE
-“Zenne” yi izledim. Bu ülkede eşcinsel olmanın dramını bir nebze olsun aktarabilen bir filmin çekilmesi ve sinemalarda gösterilmesi bence çok önemli.
-Film, gerçek bir hikayeden esinlenilerek çekilmiş. 2008’de, “namus” cinayetine kurban giden ilk eşcinsel olarak tarihe geçen Ahmet Bulut’un hikayesinden. Kimbilir hikayesi ona benzeyen, onun gibi öldürülen kaç erkek oldu?
-Zenne, sadece aile baskısını değil, eşcinsellerin askerlik sorununu da ele alıyor. Çok yerinde, ama yeterli değil. Bazı yerlerde tam olarak ne olduğunu anlamıyorsunuz. Mesela Can, şubeden neden ağlayarak çıkıyor? Hayal gücüne bırakılmış.
-Eşcinsellik tasviri, yer yer oryantalist. Sanki “zenne” karakteri tamamen Avrupa izleyicisi hedeflenmiş, yerli yersiz raksediyor.
-Hala TSK’nın eşcinsel erkeklere “Huysuz Virjin gibi fotoğraf çektirip getirin” dediği bir ortamda “Zenne”nin gösterimi, nasıl tepkilere yol açacak çok merak ediyorum!









