Bendeniz artık pek gidemesem de; Köyceğiz’deki dostlardan, özellikle de Köyceğiz’e yerleşmiş İngiliz komşumuz Jo Watts’tan, “facebook” aracılığıyla; ne ayaklanmış Arapları, ne de siyasal divaneliklerde Neron’u şapa oturtmaya kalkmış Kaddafi’yi ilgilendirecek türden, harika haberler alıyoruz.
* * *
Köyceğiz’e yeni yerleşmiş bir İngiliz bayan, sevimli bir eşek edinmiş, adını da “Pedro” koymuş.
* * *
Bilgisayarın ekranından; İngiliz bayanın, eşeği “Pedro”yu nasıl gezdirdiğini ve onu nasıl eğittiğini kahkahalı bir hayretle izleyip duruyoruz.
* * *
İngiliz bayan “Pedro”ya:
-Yere yat deyince, eşek hemen yere yatıyor.
Sonra da yerde şöyle bir yuvarlanıp, 4 ayağı havada sırt üstü keyif çatıyor.
* * *
“Pedro” sadık bir köpeğe dönmüş İngiliz bayanın yanında...
Sahibi bayan:
-Şu tarafa koş, deyince o tarafa koşuyor; bu tarafa koş, deyince bu tarafa koşuyor.
* * *
Bazen de aşka gelip, anırmaya başlıyor:
-Aaaaa ii, aaaa ii...
* * *
Köyceğiz’de sevgili eşeği “Pedro” ile göl kıyısında yürüyerek, hoşça bir vakit geçiren İngiliz bayan ve Ankara’da, Libya’daki 25 bin Türk’ün tahliyesi üstüne yoğunlaşmış kriz masaları...
* * *
Bu arada Kaddafi üstüne üretilen yeni fıkralar da var.
Libya’da çalışmaya gitmiş 3 yabancı işçi, Kaddafi’ye bir suikast girişimine kalkmışlar ve yakalanmışlar.
* * *
Kaddafi, kendisini öldürmeye sıvanmış yabancı işçilerden birine soruyor:
-Sen kendi ülkende ne iş yapardın?
-Oduncuy-dum, ormanlar-dan odun keserdim.
-Öyleyse senin kafan, baltayla kesilerek idam edileceksin.
* * *
Kaddafi, 2’nci işçiye de soruyor:
-Sen kendi ülkende ne iş yapardın?
-İtfaiyeciydim, sabahtan akşama yangın söndürmeye koşardım.
-Öyleyse sen de, ateşte yakılarak idam edileceksin.
* * *
O sırada 3’üncü işçi, hafif hafif gülümsemekte.
Ona da, kendi ülkesinde ne iş yaptığı sorulduğunda:
-Kadınların da ağızlarında eme yalaya reklamını yaptığı, saplı çikolatalardan satardım, diyor.
* * *
Kaddafi bir an duraklıyor ve mırıldanıyor:
-Kadınların da eme yalaya yediği saplı çikolata...
* * *
3’üncü işçiye ne ceza verildiği bilinmiyor.
* * *
“Kapalı toplumlar”, “açık toplumlar” değerlendirmesi; yeni yeni gelmeye başladı yorumcuların tartışma gündemlerine.
* * *
Sokaktaki vatandaşlara sorulsa:
-Biz, ne kadar açık, ne kadar kapalı bir toplumuz, diye?
Acaba ne tür yanıtlar alınırdı?
* * *
Herhalde:
-Ayakları bakımlı ne kadar kadın varsa, o kadar açık; ayakları bakımsız ne kadar kadın varsa, o kadar da kapalı bir toplumuz, diyen çıkmazdı.
* * *
Libya’daki Amerikalılar, 1 ay öncesinden ayrılmışlar Libya’dan...
Amerikalılara göre, bizler biraz geç kalmışa benziyoruz.
* * *
Gerçi Amerikalıların sayısı da çok azmış ama, yine de 1 ay öncesinden ayrılmak için, çakmış olmalılar neler yaşanacağını ve eski bir Osmanlı beyitinin şu uyarısına da hiç kulak asmamışlar:
Tiz-i reftar olanın (hızlı hızlı gösterişli yürüyenin) payine damen (ayağına etek) dolaşır.
Varır menzil-i maksuduna aheste giden
* * *
Libya’daki tarihi bağlarımızla ve özellikle de oralardaki Osmanlı egemenliğiyle, ağız şapırdatanlarımız epeyceyse de; Ankara’daki 25 bin kişinin tahliyesine odaklanmış kriz masaları, keza boş vermekte eski Osmanlı beyitinin uyarısına...
* * *
Dünya da bize hayran oluyor, ne kadar özenli, düzenli ve hızlı bir tahliye eylemini başarıyla gerçekleştirmekte olduğumuz için.
* * *
Unutmayalım ki bizim kuşak, daha ilkokuldayken öğrenmişti dünya tarihini bizim yarattığımızı, Behçet Kemal’in şu mısralarını ezberleyerek:
Türk’ün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı?
Yelelerinden tutup tarih denen arslanı,
Diyelim hep beraber sahibin Türk’ü tanı.
* * *
Kaddafi ise, daha da şahlanmış görünüyor ve:
Benim güneşlerimle dünya ufku ağardı,
Diye bağırıyor.
* * *
Tam çatır çuturların göbek taşı...
* * *
Anlı şanlı bütün başarılarımızın yanında, keşke bir de şu İstanbul trafiği; çağları ve konjonktürleri değiştiren şu bilgece saptamaya uyabilseydi:
-Vakit, nakittir.
* * *
En iyi durumda olan yine galiba, Köyceğiz’e yeni yerleşmiş olan İngiliz bayanla, birlikte gezindiği eşeği “Pedro”...









Yunanistan gibi oluruz...