Uyandı. Gözlerini ovuşturarak, birikmiş su zerreciklerini yanaklarına yaydı, gözyaşı biraz sonra kurudu. Eşi: “Ağlıyor musun?” diye sordu.
(Adaleti ve eşitsizliği çözemiyorum. Ne biçim şey bu. İnsanlara suçunu söylemiyorlar. Yargılamıyorlar. Özgürlüklerini ellerinden alıyorlar. Hapsediyorlar.
İçerde ya da dışarda hapis değil miyiz? Korkularımızın tutsağı olduk. Vicdanımızı hapsettik. Vicdan özgür olsa ağlatır mı insanı bu olup bitenler? Ağlatır, vicdan ağlatır.
Çocuklarımız, gelecek kuşaklar ne yapacak bilemiyoruz.
Ölçüsüz, kuralsız bir adalet mi istiyorum? Hayır! Sınırsız bir özgürlüğü mü arıyorum? Hayır! Senin özgürlüğünün sınırına kadar. Vicdanlara özgürlük.
Tek tip hayata özgürlük var. Hayat tarzımız biçimlendiriliyor. Buna isyan ediyorum. Tek adama, tek ses mi? Demokrasi ve çok ses mi?
Aykırı seslere tahammülsüzlüğe başkaldırıyorum. Çaresizliğimize kahroluyorum.
Bu çaresizlik eyvah! Sürüklüyor. Bu duygular heyhat! Boğuyor. Biri boğulurken öteki gülüyor.
Kelepçe. Hücre. Tecrit. İşkence. Yeter!
İntikam mı bu?
Bu çözümsüzlük mahvediyor.
Hayır! Mahvolmayacağız. Bir gün elbet aydınlığa, adalete, hakka kavuşacağız. İnancımızı, direncimizi yitirmeden.
Gülme! Çocukça buluyorsun, değil mi?
Keşke hep çocuk... Keşke...
)Parantez kapanmıyor.
Bir kitap
Gazeteci Müyesser Yıldız’ın öyküsü adaletin biçimi konusunda canlı bir örnek oluşturuyor. Müyesser Yıldız, siyasi toplama kampına dönüştürülen Silivri’de bir yıla yakın süredir tutuklu tutuluyor. Suçu “Kara propaganda ve halkı yanlış bilgilendirme...” Gazeteciler tarihe tanıklık eden insanlar ya; Müyesser Yıldız da gazeteci sorumluluğu ile hapiste olduğu sürece ülkesinde ve dünyada olup bitenleri elverdiğince izlemekten geri kalmıyor. Bu olaylar üzerinde düşündüklerini ve duygularını bir kitapta topluyor. Hiçbir yasada yer almayan “Kara Propaganda”nın ne olduğunu da anlatıyor. (Silivri’den Bir “Terör” Faaliyeti Daha / “Yılan”ın Kış Güneşi, Togan Yayınları, Kasım 2011)
Bir şiir
Şiirin yiğit sesi Şükran Kurdakul’u yitirişimizin 7. yıldönümünde özlemle anıyoruz:
“Anımsama yeter mi/ Bilirsin sen./ Kalan kaldı arkamızda/ Bir defa geçilen yollar gibi/ Unuttuğumuz günler/ Nerde şimdi,/ Nerdesin sen./ Beklemekse bekledindi/ Eksile azala./ Yürümekse yürüdün,/ İyi kötü zamanlar gördün/ Saatler durmadı,/ Trenler bastı gitti/ buradasın sen.”









Atatürk