Mehveş Evin mehves.evin@milliyet.com.tr
Tüm Yazıları »
|
Beyaz, barışın rengidir. İlkokul çocukları bile bunu bilir.
O kadar eski bir sembol ki beyaz... İlk defa Doğu Han Hanedanı’nda (M.Ö. 25-220) kayıtlara geçmiş. Tarihçi Cornelius Tacitus , Roma İmparatorluğu’nda beyaz bayrağın “teslim” anlamında kullanıldığını yazıyor.
Beyaz bayrak, uluslararası jargonda barış veya “ateşkes” anlamına geliyor.
Pek çok kültürde ise beyaz, masumiyetin, saflığın, temizliğin sembolü. Bazı doğu kültürlerinde ise (Çin, Hindistan, Vietnam) beyaz, yas ve matem rengi.
Bütün bunları niye mi yazıyorum? Malum, Aynur Doğan ’a Açıkhava’da yapılan protesto üzerine çeşitli yorumlar yazıldı.
Bir eleştiri de sanatçının “beyaz ” giymesine...
Beyazın empatisi
Çok şükür medyamız, bundan 10 yıl öncesinde olduğu gibi nefreti pompalamaktan uzak davranıyor. Linç çağrısı yapan başlıklarının atıldığı günleri iyi hatırlıyoruz. Yıllar sonra getirilen nedameti de.
Ancak kafası karışanlar da var... İsmail Küçükkaya, “politically correct ”liğine yaraşır şekilde Aynur’u eleştirirken “Beyaz kıyafet giymiş, empati yapamamış” diyor.
Kusura bakmasın ama bu tavrın, “Türkçe söylesin” demekten farkı yok. Ki böyle bir beklentiye girdiğini, “jest” beklediğini yazısından anlıyoruz. “Bari üçüncü parça Türkçe olsaydı” ümidini, Murat Yetkin de ifade etmiş.
Bir sonraki beklenti ne, “İstiklal Marşını söyleseydi” mi? Sahnede bir sanatçı var, ilkokul müsameresinde öğretmeninin uygun gördüğünü okuyan bir kız çocuğu değil!
Aynur, Türkçe söylesin, karalar giysin... Kendi kimliği, kendi dili bir yana, sanatını bir yana bıraksın! Tarafını belli etsin ya da bertaraf olsun.
İstenen bu.
Oysa Aynur, belki özellikle bu günde barışın rengini, beyazı seçmiş. Allah bilir, siyah giyse, ona da bir kulp bulunur, “Kimin için karalara büründü?” denirdi.
Acının sahipleri
İsmail’in bir eleştirisine katılıyorum: Sahneden ayrılırken keşke zafer işareti yapmasaydı...
Yine de bunu örgüt propagandası olarak değil, anlık tepkinin bir tezahürü olarak yorumlamak daha doğru. İsmail’in sevdiği deyimle, “okuması” böyle de yapılabilir.
Anlamamız gereken bir şey var. Sadece acı, öfke ve nefret üzerinden konuşmak lüksümüz kalmadı. Zaten bu lüksü kullananlar, acının asıl sahipleri değil .
Acının asıl sahipleri, çocuklarını tabutlarla veya cenaze töreni bile yapamadan uğurlayanlar... Acının asıl sahipleri, çocuklarını, arkadaşlarını, yeğenlerini bu anlamsız savaşa hala yollamak zorunda olanlar...
Onlar, ne Açıkhava’da konser izliyor. Ne de çocuklarını, akrabalarını, arkadaşlarını “başka bir yere ” tayin ettirmek için uğraşacak güce sahip.
Bu yüzden yapacağımız tek anlamlı ve önemli hareket, beyaza sahip çıkmak.
EVLAT ACISIYLA OYNAMAK
Tanıl Bora ’nın Temmuz 1999’da yayımlanan yazısının başlığı “Evlat acısıyla oynamak” (Birikim Dergisi ). 12 yıl önce yazılmış bu yazıdan en azından bir bölümünü bugün tekrar okumakta fayda var...
-Evlat acısı çekenler, yüksek politikanın ya da “kamuoyu” denen şekilsiz mahluğun kolayca unutuverdiği ölü canları hiç unutmayanlardır; şahıslaşmış vicdan azabı gibi, hep hatırlayanlardır .
-Çünkü onlar, kaybettiklerini, can kaybı istatistiklerinde birkaç rakam olarak değil, somut insanlar, hatıralar, çocuklar olarak bilir.
-Acıyı doğrudan yaşayanlarla , yas tutanlarla, mağdurlarla yüzleşmek, o acılara sebebiyet veren makro meseleler üzerine akıl yürütürken insanları biraz kendi içlerine bakmaya, itidale, teenniye yöneltebilir. Yöneltebilmesi umulur.
-Böyle düşününce “Kürt Meselesi”nin muhakemesinde şehit yakınlarının öne çıkması bize bir umut ışığı yakabilirdi; yakabilmeliydi. Politik ayrılıklara, çözüm formüllerine, muhakkak bu acıların gölgesinin vuracağını umabilirdik...
-Kısacası, istatistikler ve ölü canlar üzerinden siyaset yapan, politikayı insansızlaştıraran “stratejik” (ki harp sanatı demektir) akla bir nebze ket vurmasını ümit edebilirdik, edebilmeliydik .
-Hissiyatla, hissiyat üzerine bu kadar oynanan, hissiyatın bu kadar pervasızca manipüle edildiği bir toplumun hissizleşeceği çok açık değil mi?
-Bu kadar çok acının, bu kadar çok yasın üzerine müşterek bir kamu vicdanı bina edememek, bu toplum ve ülke adına büyük bir kayıp -belki de en büyük kayıplarımızdan biri- değil mi?
GÜNÜN TVİT’İ
@özgürmumcu Nedir yani kural? PKK saldırısını takip eden belli bir süre Kürtçe şarkı söylemek ya da Kürtçe konuşmak yasak mı?









Eğitim fonu bir an önce kurulmalıdır