1453’te İstanbul’u 22 yaşında fetheden 7’nci padişah Fatih II. Mehmet; İstanbul’u fethettiği tarihten itibaren her 100 yılda bir, yani 1553’te, 1653’te, 1753’de, 1853’te ve 2053’te; 2 haftalığına yeniden hayata dönse ve fethettiği kentteki değişiklikleri görse...
* * *
Fetih tarihinden sonra her 100 yılda bir, 2 haftalığına yeniden hayata dönen Fatih II. Mehmet, acaba neler hissederdi?
* * *
Böyle bir konuda bir film senaryosu yazmak dahi, her babayiğidin kıvırabileceği bir çalışma değilmiş gibi geliyor bendenize.
* * *
Geçtiğimiz salı günü, İzmit Adliyesi’nin önünde yüzlerce kişi toplanmış, bağırıp çağırıp duruyordu.
* * *
Meğer kendisinin “Hz. Peygamber sülalesinden geldiğini ve o bakımdan Hz. Peygamber’in torunu da sayılabileceğini” söyleyen bir müteahhit:
-Benden bir daire satın almanın, “Hac”a gitmiş kadar sevabı vardır; alın benden bir daire ve cennetmekân olun, diye; senetsiz sepetsiz belgesiz 100 milyonlarca, hatta milyarlarca TL toplamış, İzmit Adalet Sarayı’nın önünde bağırıp çağıranlardan.
* * *
Çünkü “Hz. Peygamber sülalesinden olduğunu” iddia eden müteahhit, paraları topladıktan sonra, ortalıktan sırrı kadem basmış, bir daha görünmemiş.
* * *
“Cennetmekân” olma inancıyla, senetsiz sepetsiz belgesiz; değişik tipte bir dolandırıcı olduğu anlaşılan sahte müteahhide para kaptıranlar arasında; hemen her yaştan bir yığın kadın, bir yığın da erkek vardı.
* * *
Kadınların hemen hepsinin başı bağlı, erkeklerin de bir kısmı kasketli ve sakallı, bir kısmı da sadece kasketli, yahut kasketsizdi.
* * *
Bundan 50 yıl kadar önce de, “Sülün Osman” adıyla ünlenmiş bir dolandırıcı, İstanbul’a ilk kez gelmiş ve o zamanlar adları “Hacıağa”ya çıkmış, taşranın yeni zenginlerine; Galata Kulesi’ni, Galata Köprüsü’nü, Kızkulesi’ni, Beyazıt Meydanı’nı, Beyazıt Kulesi’ni satmıştı.
* * *
Artık gerilerde kalmış Kasım’ın 2’nci yarısında da; Cüneyt Özdemir’in TV’de CNN TÜRK kanalındaki “5N1K” programında, evrensel kalitedeki mimarlarımızdan Nevzat Sayın ile -sanırım TV’lerde ilk kez- “Türkiye’de mimari” üstüne bir sohbeti yayınlandı.
* * *
Mimar Nevzat Sayın, evrensel bir ilkeyi ön plana çıkarıyordu:
-”Hukuk”un, “Tıp”ın ve “Mimarlık”ın dünyanın tüm ülkelerinde aynı düzey ve kalitede olması gerektiğine inanılır, diyordu.
* * *
“Mimarlık” ve kentlerdeki “çarpık yapılanma” açısından ise Türkiye, tam anlamıyla “Allahlıktı”...
* * *
Kasımın 2’nci yarısında, Cüneyt Özdemir’in bir konuğu daha olmuştu; Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk...
* * *
Sami Selçuk da, “Kamu hukuku”nda, “yargı” ile ilgili evrensel ilkeleri sıralıyor ve:
-Yargıçların, etki altında kalmamaları için; sanık hakkında çeşitli sorgulamalar sonucu hazırlanmış olan dosyaları incelemeleri yasaklanmıştır; yargıçlar, sadece savcının iddianamesini okur ve belgeleri değerlendirip, tanıkları dinledikten, sanığın da savunmasını aldıktan sonra; çarçabuk verirler kararlarını, diyordu.
* * *
Yıllarca süren tutuklamaların, hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmadığını da, bir kez daha tekrarlıyordu.
* * *
“Bizim kültürümüzün değişik olduğu” iddiası içinde, “cennetmekân” olma amacıyla, dolandırılmış olanlarımız da az değildi.
Ancak “hukuk”ta, “tıp”ta, “mimarlık”ta; evrensel ilkelerin tüm ülkelerde geçerli olması gerektiği “çağdaş anlayış”; “bize özgü kültür”ün dışındaymış gibi görünüyordu.
* * *
Şimdi bir de, Taksim’den aşağı inen “Kazancı Yokuşu”nun bitimindeki “beş yol ağzı”na bir bakalım...
* * *
Karşıdan ve yüksekçe bir pencereden bakıldığında, Cihangir’e doğru sapan “Akyol yokuşu”, sağa sapan merdivenli “Ağa Çırağı” sokağı ve onun altında yine sağa sapan “Bolahenk” sokağı ve Kabataş’a inen “Meclisimebusan Yokuşu”...
* * *
Fatih II. Mehmet, “Fetih”ten 500 yıl sonra, 15 günlüğüne yeniden hayata dönebilseydi de, Kazancı Yokuşu’nun bitimindeki “beş yol ağzı”nı görseydi, acaba ne düşünürdü?
* * *
Bendeniz ise, yüz milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşlarına, Japonya’da patlayan atom bombalarına, Orta ve Yakındoğu’daki iç savaşlara, deprem ve su baskını felaketlerine karşın; hayatın devam edip gittiğini düşünüyorum...
“Hukuk”ta, “tıp”ta, “mimarlık”ta evrensel ilkelere uyulsa da, uyulmasa da...
* * *
Sadece değişen çağlara karşı, yerinde sayıp durmanın bedellerini, genç kuşaklar ödüyor ve onlar da genellikle başlarına gelenleri “kader”lerine bağlıyorlar.
* * *
Yılın son ayına da girdik işte...
Nasıl olmuşsa olmuş; Noel Baba da, dünyanın tüm ülkelerinde şimdiden başlamış hem sokaklarda dolaşmaya, hem de vitrinlerde boy göstermeye gibi...
* * *
2011 yılı da biterken, tek “canlı simgesi” o galiba evrenselliğin...









Eğitim fonu bir an önce kurulmalıdır