Belki bu başlığa kimileri: “Dalga mı geçiyorsun?” diyebilir. Kimileri de: ”Böylesine dramatik bir konu hafife alınır mı?” diye düşünebilir.
Bu bir yaş günü kutlaması değil, dışarıdakilerin, bizlerin, duyarsızlığının yüze vurumudur.
Ciddi konuların altındaki acı gerçeği kara mizah yoluyla ustaca eleştiren, Türkçenin sözcük zenginliğini çok iyi kullanan sevgili meslektaşımız Mustafa Balbay, bu söylemin altındaki hicvin kimlere yönelik olduğunu çok iyi anlar.
Balbay’ın Silivri hapishanesinde (hükümlülüğü değil) tutukluluğu cuma günü birinci yılını dolduruyor.
Siz demir parmaklıklar arkasında bir yıl hapsin ne demek olduğunu bilir misiniz? Bunu, 10 aydır hapiste tutulduktan sonra, ilk duruşmasında serbest bırakılan gazeteci meslektaşımız Aylin Duruoğlu bilir. Aylardır Silivri’de yatırılan Doğu Perinçek ve Tuncay Özkan dostlarımız ve öteki meslektaşlarımız bilir.
Yargıçların işine elbet karışmıyoruz. Ama avukatların söylediklerine dikkat çekeriz. Polis bunca aydır delil toplamadıysa vay haline! Yani delil yok etme söz konusu olamaz. Kaçma ihtimali mi? Yurtdışına çıkış yasağı koyarsınız, olur biter. Tahliye edilmeyiş nedeni inandırıcı olmalı, değil mi?
Gecikmeyen bir adalet istiyoruz; geciken adalet, adalet değildir ilkesine dayanarak.
Nitekim 77 gündür onurlu biçimde bir dayanışma içinde direnen TEKEL işçilerinin imdadına son anda adalet yetişti.
Darısı, onuruyla hak arayanların başına.
Adaleti bekliyoruz. Biraz da duygudaşlık (empati) istiyoruz.
Bir kitap
Beş ay önce yitirdiğimiz aziz meslektaşımız Mehmet Sucu’nun, yıllar süren titiz bir çalışmayla hazırladığı kitabı ”12 Eylül Yasakları” yayımlandı. Kitap, 1960-1970 arasının ve ağırlıklı olarak 12 Eylül 1980 darbesi döneminin yasaklarını içeriyor. Bu kadarla kalmıyor; 1980-84 arasında idam edilen 50 kişinin listesini, kapatılan ve toplatılan gazetelerin dökümünü de veriyor. “Halk Bunu Bilmesin” alt başlığını taşıyan kitabında Sucu, halkın bilmesi gerekenleri tarih sayfalarında belgeliyor. Işıklar içinde yatsın. (Cumhuriyet Kitapları, Ocak 2010)
Bir şiir
Dizelerimiz Mine Özdemirtaş’ın “Yanlış Yataklarda Çürüyor Etlerimiz” kitabından (Kora Yayın, Ocak 2010):
“haydi gel/ cam kırıklarını toplayalım camın üstünde/ ben önden yürürüm, canın yanmasın/ haydi gel/ yanında görünmek saltanatım olsun // al gözlerimi mil çek- hatırın kalmasın”









Altınkum'un yeni yüzü şekillenmeye başlarken...