GündemRSS
Tümü

Hükümetin en çalışkan üyesi, tartışmasız Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin. Yaklaşık iki aydır kadına yönelik şiddetle ilgili yeni yasa tasarısını anlatıyor. Metin değiştiriliyor. Elektronik kelepçeden erkeklerin rehabilitasyonuna, çeşit çeşit öneriler gündeme geliyor.
Şahin, son olarak kadın vekillerle bir araya gelip bu meseleyi konuşacağını açıklamış.
Bütün bunlar iyi, hoş da... Bir türlü sonuca bağlanamıyor! 
Her şeyden önce kadın cinayetlerinin bir kadın meselesi değil, kadın-erkek, hepimizin sorunu olduğunu anlamamız ve anlatabilmemiz lazım.
Bu yüzden Şahin’in ve diğer kadın vekillerin, Meclis’teki büyük çoğunluğu oluşturan erkek vekilleri yanlarına alması şart.
Ancak onların desteğiyle, birlikte, el ele çözüm aranırsa anlamı var.
Medya için de aynısı geçerli. Kadına şiddet ve cinayet haberlerinin sorunlu olduğu ortada. Fakat bir türlü eski alışkanlıklardan vazgeçilemiyor... Şiddeti kınarken bile şiddet dili kullanılıyor.
“Erkek” yazıişleri alışkanlıklarının değişmesinden yana pek ümidim yok. Ancak erkek yazarlar sesini çıkartabilir.
Hayır efendim, öyle laf olsun diye “erkek şiddetini kınamakla” olmuyor!
Kanat Atkaya’nın, N.Ç. davasındaki çarpıklığı anlattığı dünkü yazısı örnek olmalı.
Atkaya’nın “Biz erkeğiz” yazısındaki gibi, bu ülkede erkek olmanın utancını yazabilecek yiğitler lazım bize.



ŞİDDETİN KÖKÜ NEREDE?


Erkeklerin kadına yönelik şiddetinin, salgın haline gelen cinayetlerin önüne nasıl geçilebilir sizce?
Soru basit, ancak cevabı zor... Listenin en ba?ında, devletin alması gereken bir dizi önlem var; cezaların ağırlaştırılması gibi.
Cezai önlemler, elbette caydırıcı olur. Peki her gün en az iki kadının öldürülmesini, dövülmesini, aşağılanmasını engelleyebilir mi? Hastalıklı bir toplumun tedavisi için yeterli mi?
Belki bir nebze. Ama sorunu ortadan kaldırmaz... Habis bir ur gibi büyüyen şiddetin köklerine inmedikçe, ne yapsanız eksik, ne deseniz boş!
30 yıldır savaş halindeyiz. Erkekler, ölmeye ve öldürmeye şartlanarak eğitiliyor. Zayıf olanı, sesi çıkmayanı ezmek çok sıradan, hatta makbul birşey. Yapmayana “keriz” deniyor!
Hasılı, devletin bireye uyguladığı şiddet sürdükçe sorunu çözemeyeceğiz.


DÖRT YÜZ’E NE OLDU?

Mahşerin dört atlısı misali, Hürriyet’in dört ismi bir araya gelip bir konuyu derinlemesine inceleyecekti...
Enis Berberoğlu, Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan ve Sedat Ergin’in “Dört Yüz” projesi, reklamla duyuruldu.
“Dolmabahçe görüşmesi”nin detaylarını yazdılar, gayet seksi başlıklarla duyuruldu.
Gerçi bilmediğimiz bir  şeye rastlamadık ama yine de okuttu. Zaten hepsi kendi çapında birer star olan, her gün yazan ve yöneten bu isimlerin “yeni” ne yapacağı merak konusuydu. 
Ancak “Dört Yüz”ü bir daha göremedik. Acaba ne oldu?





ERDOĞAN’IN O FOTOĞRAFI

Pazar gazetelerinde Tenzile Erdoğan’ın cenazesi, fotoğraf ve detaylarıyla yer aldı. Bir karede Başbakan Erdoğan, annesini uğurlarken gözyaşını tutamıyordu.
Başbakan’ı belki de ilk kez ağlarken gördüğümüz bu fotoğraf, pek çok gazetede yayınlandı.
Ama bir tanesinde bile foto muhabirinin imzasına rastlamadım.
Fotoğrafçının imzasını koymamak veya “unutmak”, nasıl bir gazeteciliktir, anlayamıyorum... Zira yazarların, muhabirlerin fotoğraflı imzaları asla atlanmıyor!
Foto muhabiri, neden bu kadar değersizleştirilir? Neden emeğine saygı duyulmaz?     
 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011