GündemRSS
Tümü
23 Kasım 2011 - 02:30

Açısı değişik bir pencereden bakıldığında

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Vücuttan bir enjeksiyon kanla, bir bardak idrar alınıp da, gerekli tıbbi analizlerden geçirildiğinde; sağlık açısından bünyedeki aksaklıkların -”diabet”ten, “lösemi”ye kadar- neleri ve neleri teşhis edilmiyor ki...
* * *
İstanbul’un, cümle âleme malum olan bugünkü trafiği de; “sosyolojik” açıdan değerlendirildiğinde, son 100 yıldaki yönetim aksaklıklarına belgesel bir şeffaflık getirebilmekte...
* * *
Ancak “sosyolojik” analizler ve “çağdaş toplumlar”la kıyaslamalar; ne “sivil-asker” bürokratlarla, siyasetçilerin, ne genellikle üniversitelerin, ne de yaş ortalaması 28 olan 75 milyonluk nüfusun umurunda...
* * *
Hiçbir zaman da, olacağa benzemiyor.
Ne yapalım, benzemiyorsa benzemiyor.
* * *
Cumartesi günü, gök iyice kapalı, hava da soğuk mu soğuktu; termometre 7 ila 8 arasındaydı.
Saat 15 sularında Solmaz’la kalkıp Nişantaşı’ndaki “Karikatürist Mıstık Parkı”na gittik.
Çoktandır birlikte olamadığımız Solmaz’ın kız kardeşi sevgili Şafak’la eşi Yük. Müh. sevgili Doğan Barış da gelip buluştular bizimle.
* * *
Çevremizdeki masalarda oturanlar, kendi dünyalarında yaşıyorlardı; ne 55 milyar dolara mal olduğu açıklanan “Arap baharı” ile ilgiliydiler, ne Suriye diktatörü Beşar Esad’ın tüm dünyaya kafa tutmasıyla, ne de Gaziantep’i suların sellerin basmasıyla...
En azından öyle bir izlenim veriyorlardı bendenize.
* * *
Saat 17’de, Solmaz’ın “Yukarı Fındıklı”daki küçük dairesine dönmek için kalktık; ancak şoför dostum Hüsnü, “Karikatürist Mıstık Park”ın ne tarafına geleceğini bir türlü kestiremiyordu. Parkın her iki tarafından geçen caddeler, gıdım gıdım giden arabalarla doluydu.
* * *
Nihayet Hüsnü, Park’ın “Nilüfer Hatun Okulu” tarafına gelmeye karar verdi.
Biz de oraya gittik.
* * *
Sırtımda kalın bir kazak, kalın bir de palto olmasına karşın, iliklerime kadar üşüyordum ve Hüsnü de bir türlü gelmiyordu.
* * *
Bendeniz de o sırada, Van ilçelerinde sakıncalı olduğu için terk edilmiş evlerdeki bırakılmış eşyayı çalmaya gelen hırsızları engellemek için, sabahlara kadar ellerinde silahla nöbet tutan eşya sahiplerini düşünmüyordum.
Sadece üşüyor, titriyor ve Hüsnü’yü bekliyordum.
* * *
Nihayet Hüsnü geldi, Solmaz’la bindik arabaya.
Önce “Valikonağı Caddesi”ne çıktık; çok kalabalıktı.
“Rumeli Caddesi”nden Taksim’e dönme hesabıyla, “Şair Nigar” sokağına saptık. Önümüzde kıpırdamadan duran bir taksi vardı.
Meğer sokağın biraz daha ilerisine bir kamyon bırakılmış; şoförü de yokmuş ortalıkta.
* * *
Önce arkamızdaki bir hanımın kullandığı bir araba, geri geri giderek çıktı sokaktan, sonra da geri geri giderek biz çıktık, önümüzdeki taksi de geri geri gelmeye başlamıştı.
* * *
Ara sokaklardan birinden, önce “Rumeli Caddesi”ne, oradan da dura kalka “Cumhuriyet Caddesi”nde ilerlemeye başladık.
* * *
Taksim’de, “Kazancı Yokuşu”ndan, “Yukarı Fındıklı”ya inebilmek için, “Talimhane”den geçmemiz gerekiyordu.
* * *
Artık gece olmuştu, “Talimhane”nin her iki tarafı da, lüksten daha lüks ışıklı mağazalar ve lüksten daha lüks otellerle kaplıydı ve hepsinin de adı yabancıydı.
* * *
Ne var ki trafik kitlenmiş akmıyordu. Kamyonu, otobüsü, taksicisi, özel arabası hepsi mıhlanmışçasına duruyorlardı oldukları yerlerde.
* * *
Onca lüksten daha lüks ışıklı mağaza ve oteller arasında, mıhlanmış duran bir trafik...
Hiç böyle bir akşam trafiği yaşamamıştım.
Tam 1 saat 30 dakikada geçebildik “Talimhane”den ve Taksim’e nihayet gelerek indik “Kazancı Yokuşu”ndan aşağıya...
* * *
15 yıl önce olsa, “Karikatürist Mıstık Parkı”ndan, yürüyerek 20 dakikada gelebilirdim “Kazancı Yokuşu”nun dibindeki, “Bolahenk” sokağının başına.
* * *
Arabayla Park’tan tam 2 saatte gelebilmiştik, yaya en fazla 20 dakikalık yolu...
* * *
Böylesine trafiği olan, çelişkilerle dolu bir “megapol”ü, gerçekleştirebilmek için; en az 100 yıl boyunca “akıl dışı, tutarsız, olmadık sakat kararlar” almak gerekirdi.
* * *
Nerdeyse 30-40 yıl öncesine kadar, 1 milyonluk bir ordu beslemenin ve savunma harcamaları yüzünden; her türlü güvenceden yoksun kalmış taşra kasaba ve köylülerinin, İstanbul’a sürekli akarak, kadastrosuz Hazine arazilerini yağmalamasının çilesini; şimdi “Talimhane”de dahi çekiyorduk.
* * *
Pentagon, Sovyetler’i “Kızılordu”yu beslemek zorunda bırakarak çökertmişti ekonomisini biraz da; neyse ki Gagarin’in ilk kez uzaya gitmesi, tüm teknolojiyi değiştirdi ve uydular aracılığıyla cep telefonlarının da, bilgisayarların da, yepyeni ve şeffaflaşan bir dünya yaratmasına yaradı.
* * *
Geçen çarşamba günkü Vatan gazetesinin, yarı manşetten verdiği fotoğraflı bir haberi de, aynen naklediyorum:
Kobay oldum
çünkü iyi para
veriyorlar!”
* * *
İşte haberin ayrıntıları:
Ege Üniversitesi öğrencisi G.Y., ilaç deneylerinde nasıl kobaylık yaptığını anlattı.
İngiliz gazetesi The İndependent’ın Ocak 2007-Aralık 2010 arası Türkiye’deki 716 ilaç deneylerinde kobay olarak kullanılan Türklerden 893’ünün öldüğü iddiası gündemi sarstı. G.Y. kobaylardan biri. VATAN’a ‘iyi para veriyorlar. Deney başına 300 TL alıyoruz. Birçok öğrenci maddi zorluklarını böyle aşıyor’ dedi.”
* * *
Bakalım önümüzdeki yılın sonuna kadar biteceği söylenen yeni Anayasa, başta İstanbul trafiği olmak üzere, bütün bu sorunların çözümüne yararlı olabilecek mi?
* * *
Bu tür sorunlarımız bulunmasa, elbet de çok daha iyi olurdu.
Bendeniz de bu yaşta, cumartesi gecesi “Talimhane”de; şaşırıp, apışıp, afallayıp kalmazdım ve o sırada arabalarda çişi gelenlerin ne yaptıklarına da, aklım takılmazdı. 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
"Hercai" şarkısıyla tanınan ünlü sanatçımız kimdir?
Markapon
©Copyright 2011