Bir fabrikada, teknik bir eleman olarak çalışan yakışıklı bir gençle; zengin bir emlakçının genç ve güzel kızı, bir parkta gezinirlerken tanışmışlar.
* * *
Delikanlıyla, genç kızın arkadaşlığı sonunda; her gün buluşmaya ve bir flörte dönüşmüş.
Ve karar vermişler evlenmeye.
* * *
Ancak delikanlı, biraz fazlaca içine kapalı, biraz fazlaca utangaçmış; medeni bir cesaretten epey yoksunmuş.
* * *
O nedenle de, zengin emlakçıdan kızını istemeye; siyasetle de uğraşan ve çok daha yırtık olan arkadaşı Durbak’tan, kendisiyle beraber gelmesini istemiş.
* * *
Durbak da, kabul etmiş dostunun istediğini.
Hemen ertesi gün, her ikisi birlikte zengin emlakçının bürosuna gitmişler.
* * *
Genç kızın sevgilisi, utana sıkıla:
-Kızınız Tomurcuk’la evlenmeye karar verdik, sizden müsaadenizi rica ediyoruz, demiş.
* * *
Zengin emlakçı:
-Neden olmasın, demiş; yalnız söyleyin bakayım, malınız mülkünüz falan var mı?
-Şey.. Denize de yakın bir yamaçta, 2 odalı gecekondumsu bir evim var.
* * *
Durbak birden atılmış:
-2 odalı bir gecekondu mu? Mütevazılığın bu kadarı da biraz ayıp oluyor. Beyefendi, kızınızı istemeye gelen dostum Kaşcan’ın, deniz kıyısında herkesin hayran kaldığı bir villası vardır; önünde de, nerdeyse 1 km’lik özel bir plajı...
* * *
Emlakçı:
-Çok ilginç, demiş; peki, ne iş yapıyorsunuz?
Damat adaylığına soyunmuş genç, azıcık boynunu da bükerek:
-Bir sabun fabrikasında çalışıyorum, demiş; sabunları kesiyorum usulünce...
* * *
Durbak yine atılmış:
-Siz onun tevazuuna bakmayın, demiş; kendisi bir sabun fabrikası sahibidir. Arada sırada işçilerinin yanına inip, onlarla birlikte çalışmayı sever... Yoksa ülkenin en büyük sabun fabrikası onun.
* * *
Müstakbel kayınpeder:
-Gerçekten tam aradığım damatsınız, demiş; kızım da sizden daha iyisini bulamazdı... Herhalde sağlığınız da çok yerindedir?
* * *
Kaşcan:
-Sadece, demiş; dün nezle oldum.
* * *
Durbak:
-Ne..ne, demiş; nezle mi oldun?
Sonra da emlakçıya dönerek:
-Siz onun alçak gönüllüğüne aldanmayın efendim, demiş; kendisi akciğer kanseri. Doktorlar 1 ay ömrü kaldığını söylüyorlar.
* * *
Abartmacılıklarıyla ünlü Şark siyasetçilerinin; ekonomilerini, silahlı kuvvetlerini, hukuka olan saygılarını sürekli abartırken; konu “kaos”tan açıldığında:
-Kaos mu; onu da biz yaratıyoruz, demelerini hatırlatan bir fıkra...
* * *
Nasreddin Hoca’ya:
-Hoca, demişler; biten yüz yıl boyunca, bütün söylenmiş nutuklar, verilmiş demeçler, yazılmış hamasi manzumeler tek tek incelenseydi; acaba şampiyonluk kimin olurdu?
* * *
Hoca, sakalını sıvazlayarak gülümsemiş:
-Bizim olurdu, demiş; önce “Bir Türk cihana bedel” dediğimiz için, bir de ilkokullarda şu tür manzumeleri ezberlettiğimiz için:
Türk’ün güneşleriyle dünya ufku ağardı,
Türk olmasa, tarihe yazılacak ne vardı?
* * *
Hem Hoca’ya hak vermişler, hem de böylesi bir şampiyonluğun her yıl mutlaka kutlanması gerektiği konusunda oy birliğine varmışlar.
* * *
İş bulamadığı için siyasetçi olmaya karar veren Köstekcan, abartma talimleri yapmaya başlamış.
* * *
İkide birde karısına geliyor:
-Ben bir sıçan gördüm, balina büyüklüğündeydi, diyormuş.
* * *
Karısı da, sana bir milyar kez söyledim, diyormuş:
-Sıçanı balina kadar büyülteceğine, tüm dünyayı Türkiye yap; henüz bu kadarını -çok çalıştılar ama- kimse beceremedi.
* * *
Esra Zeynep’ten bir şiirle bitirelim yazıyı:
İçimdeki radyo
Bir anlık sessizliğim kalmadı
yaslanacak
Ne olur gelsin kapatsın
kapatsın artık
içimdeki radyoyu
kim unuttuysa açık









İbret Vesikası Davalara Bir Örnek Daha