İstanbul’daki lokanta sayısıyla adlarının bir listesi var mıdır, bilmiyorum.
Ama lokanta adlarıyla “menü”lerini şöyle bir gözlemek; hem “küreselleşme süreci”nin temposunu gösteriyor, hem de eğlenceli oluyor.
* * *
Sade lokanta adlarıyla “menü”leri, küreselleşmiş durumda değil; sinema filmleri de öyle, “National Geographic”in belgeselleri de öyle...
* * *
Bir de turizm sektörü var küreselleşen.
Verda Aymete, uluslararası bir turizm şirketinin uzmanlarından biri, eşi Engin Aymete ile nöbetleşe çalışıyorlar.
* * *
Verda, kendi yaptığı gezi programları onaylandığında; bazen Japon’u, İtalyan’ı, Alman’ı, Amerikalısı, Macar’ı, Türk’ü ile; 100 kişiyi bulan grupları, bir “turist rehberi” olarak Kahire’ye de götürüyor, Arjantin’e de.
* * *
Engin Aymete’nin ise “turist rehberliği” daha çok Orta Avrupa’da...
* * *
Bir de onların ağzından dinlemek gerek, çeşitli ülkelerden turist gruplarının nasıl kaynaşıp nasıl kaynaşamadığını ve nelerden hoşlanıp, nelerden hoşlanmadığını...
* * *
Küreselleşme sürecinin temposu, cep telefonlarıyla bilgisayarlarda ve “facebook”larda çok daha belirgin somutlaşıyor.
Futbolda da öyle...
* * *
Bazen Galatasaray Kulübü’nde Verda’nın annesi, Verda ve 12 yıl önce henüz Verda’nın karnındayken tanıştığım Poyraz’la karşılaşıyoruz.
* * *
Bendeniz-den sonraki 3 kuşaktan, değişik yaşlardaki dostları bir arada görmek; öyle sık rastlanan bir olay değil.
* * *
Ve hiçbirimiz de, bizdeki itfaiye merdivenlerinin kaç metreye kadar çıktığını merak etmiş değiliz.
* * *
Bendeniz de; gerek Ankara’da, gerek İstanbul’da, gerek Adana, Kayseri gibi kentlerde “tüp gaz” patlamalarının çıkardığı yangın haberlerini izlerken öğrendim.
* * *
Bizdeki itfaiye merdivenleri, 20 m.’den daha yukarı yükselmiyormuş.
“Tüp gazlar” ise, bazen bodrum katlarında, bazen de 60 m. yükseklikteki çatı katlarında patlıyor.
Yangınları da ancak, alevlerin üstüne su boşaltan yangın helikopterleriyle kontrol altına almak mümkün oluyor.
* * *
Ayrıca itfaiye tankerleri, karşılıklı çift sıra park etmiş arabalar nedeniyle, dar sokaklara da giremiyor, tankerlerden yangın yerine kadar hortum uzatmak zorunda kalınıyormuş.
* * *
Lokanta adlarıyla, lokanta “menü”leri bir hayli küreselleşmiş ama; itfaiye teşkilatı aşırı yerel kalmış galiba, tıpkı siyaset gibi...
* * *
Cihangir’de geçen cumartesi gecesi, saat tam 24’e yaklaşırken; bağırmalı çağırmalı küfürlü bir gürültü başladı.
* * *
Açtım pencereyi, bakmaya başladım sokağa...
Yıllarca yitik bitik, betondan dev bir harabe halinde kalmış olan, eski anılar mezarlığı Parkotel; nihayet çeşitli katlardan oluşan bir “otopark”a dönüştürülüyordu ve yeni inşaat sırasında çıkan moloz ve toprakları taşıyan uzun mu uzun kamyonlar da; “Bolahenk” sokaktan, “Kazancı Yokuşu”nun alt bitimiyle “Meclisimebusan Yokuşu”nun üst bitiminin buluştuğu yere gelmişlerdi.
* * *
Taksi şoförleriyle, özel araba ve kamyon şoförleri, birbirlerine bağırıp çağırıp duruyorlardı.
* * *
Çünkü kamyonlar, “Meclisimebusan Yokuşu”ndan aşağı inmek isterken, bir türlü dönemiyor ve yolu öteki arabalara kapatıyorlardı.
* * *
Bağırıp çağırma ve küfürleşme bir hayli sürdü; biraz itiş kakış da oldu.
* * *
Sonunda kamyonlar, kendilerine işaretle yardım edenler sayesinde, zor bela dönebildiler yokuştan Kabataş’a doğru, karşılıklı çift sıra park etmiş arabalara da, çarpmamaya çalışarak.
* * *
İç göçler de aşırı yereldi, İstanbul’un malum trafiği de...
* * *
“Küreselleşme süreci”nin temposu nerelerde hızlı, nerelerde frenlenmiş durumdaydı?
* * *
Galiba “yasama” ve “yargı” erklerinde de, “çağdaşlık”tan epey bir kopukluk vardı.
* * *
Ziya Paşa da, 150 yıl önce şöyle yazmıştı:
“Kadı ola davacı ve muhzır (bir tür savcı) dahi şahit
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet”
* * *
Neyse ki bütün aksaklıklara karşı, bir de resmi formülünüz var:
-Milletimizin gücü, her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir.
* * *
Tamam mı?
Tamam...
Öyleyse Anayasa tartışmaları üstündeki kutuplaşmalara devam...









Sol'a saldırmanın dayanılmaz ...