Birtakım adamlar gerine gerine Türkiye ile başka ülkeleri karşılaştırırlar: “Kardeşim, dünyanın hiçbir memleketinde bu rezalet yoktur!”
Sanki adam dünyayı gezmiş dolaşmış, görmediği kalmamıştır.
Lakin bir başka soru vardır, aynı kapıya çıkmasa bile...
“Bu nasıl memleket?” diye itiraz, hatta isyan ederler.
“Bu nasıl memleket?” öyle mi?
Buyurun, nasıl memleketmiş görün...
* * *
Olayın başlangıcı 2002 yılı, 13 yaşındaki kız, iki kadın tarafından 26 değişik erkeğe satılıyor. Mahkeme, sanık erkeklere alt sınırdan ceza veriyor ve iyi hal indirimi yapıyor.
Bilirsiniz ceza davalarında “iyi hal indirimi” olur, sanığın duruşmadaki durumu da göz önüne alınır.
Olay, kız 13 yaşındayken işlenmiş, karar 8 yıl sonra verilmiştir, yani kız 20 yaşına gelmiştir.
Peki, mahkeme alt sınırdan ceza verirken, hangi ölçüleri kullanmıştır?
“13 sanığı, 15 yaşından küçük çocuğun ırzına geçtikleri gerekçesiyle alt sınırdan 5 yıl hapisle cezalandıran mahkeme altıda bir oranında iyi hal indirimi yaparak, cezayı 4 yıl 2 ay olarak belirledi. Kızın birden fazla kez ırzına geçen 11 sanığa da aynı maddeden, alt sınırdan, beşer yıl ceza verildi. Bu cezayı ‘suçun birden fazla kere işlenmesi’ nedeniyle altıda bir oranında artıran mahkeme, bu sanıklara da takdir indirimi uyguladı ve nihai cezayı 4 yıl 10 ay olarak belirledi. 18 yaşından küçük bir sanığa da 3 yıl 2 ay ceza verildi. Bir sanık ise eyleminin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle sadece 1 yıl 4 aya mahkûm edildi. Kızı pazarlayan ve kendileri de fuhuş yapan iki kadına, alt sınırın bir yıl üzerinde, 6 yıl ceza veren mahkeme, suçun birden çok kere işlenmiş olması nedeniyle yarı oranında artırım yaptı ve nihai ceza 9 yıl olarak belirlendi.”
Şimdi o soruyu bir daha sorun bakalım:
“Bu nasıl memleket?”
İşte, böyle bir memleket!
* * *
Hatırlarsınız, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Orhan Çeker kestirip attı:
“Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikâyet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabii ki erkek suçludur, ama kadının da suçu göz ardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur.”
Kıyamet koptu, adamı neredeyse ipe çekecekler.
Bir sorsalar ya:
“Bu nasıl memleket?” diye...
İşte burası böyle bir memleket!
* * *
Ankara’da aileleriyle birlikte öğle yemeğine giden küçük çocuklar hakkında tutanak tutulmuş, soruşturma açılmıştı.
Suç, küçük çocukları içkili lokantaya götürmek...
Açılan soruşturma sonuçlandı ve polisler hakkında “ceza tayinine mahal olmadığı” kararı verildi.
* * *
Hâlâ soruyor musunuz?
“Bu nasıl memleket?” diye
Dedik ya, böyle bir memleket...
Hem bu memlekette doğup yaşamak, hem de “Bu nasıl memleket?” diye sormak eskilerin deyimiyle “abesle iştigal”dir.
Sevgili İlhan Banguoğlu’nun kulakları çınlasın, “Boş laf beni yorar!” der...
“Bu nasıl memleket?” sorusu boş laftan sayılmaz mı?









Hayattan eksiliyoruz gözlerimiz kapalı!