Medya, Sibirya soğuklarının Türkiye’yi de, bir uçtan bir uca tutsak alan çileli serüvenleriyle dolu günlerdir.
* * *
Çığlar altında somut olarak “yolsuz” kalan sürücülerle, karlar altında hiçbir yere gidemedikleri için “yolsuz” kalan sürücüler; son 88 yılda ipin ucunu Ankara’nın tuttuğu parasal ve hukuksal “yolsuzluklar”ın da, kendilerinin halen yaşadıkları somut “yolsuzluklar”da, bir etkisi olup olmadığını hiç düşünmüşler midir acaba?
* * *
Düşünmemişlerse, varsın düşünmesinler.
* * *
Şu sıralarda saat sabahın 7.30’u; bendeniz de bizim “pancar motoru”nun başında yazıyorum şu satırları.
* * *
Kim bilir kaç bin aile oturuyor, değişik yüksekliklerde yayılıp gitmiş olan apartmanlarda...
* * *
Eminim ki onlar da; çocuk yaştakiler de dâhil, kadını kızı erkeği ve yaşlılarıyla 75 milyonluk Türkiye’de, yıllardır kaç milyon kişinin gözlük kullandığını hiç merak etmemiş, hiç düşünmemişlerdir.
* * *
Gözlük kullananlar, gözlüklerini bakkallardan almadıklarına göre; göz hekimliği, “teşhis” hatasını kolay kolay kaldırmayan bir hekimlik.
* * *
Nobel Tıp Ödülü’nü alanlar sayesinde, tıp teknolojisinin bugünkü kadar gelişmemiş olduğu dönemlerde; hastalarda yarattığı bazı sıkıntılar, birbirine çok benzediği için, özellikle “dahiliyeci” denilen “iç hastalıklarla” ilgili hekimler, “teşhis”te zorluklar çekerlerdi. “Apandisit” ile “dış gebelik” de bunlardandı, “enfeksiyon mononükleoz” ile “lösemi” de bunlardandı.
* * *
“Kinin” bulununcaya kadar, kim bilir insanlar neler çekmişlerdi sıtmadan?
“Streptomisin ve çok daha yenileri” bulununcaya kadar da veremden...
“Antibiyotikler” bulununcaya kadar da ateşli hastalıklardan...
* * *
80 ile 90 yaş arasındaki yaşlılarda, eskilerin “evham” dedikleri “abartmalı kaygılar” çok artar.
* * *
Bendenizde de, bazı ilaçların çok küçük harflerle yazılmış “prospektüs”lerini kolay okuyamadığımdan; yakın gözlüklerimin yetersiz kaldığı kuşkusu belirdi ve kızım Zeynep’ten kendisinin yakından tanıdığını bildiğim göz doktorlarına götürmesini rica ettim beni.
* * *
Böylece Göz Dr. Aydın Yıldırım ve Haşim Uslu uzmanlarla tanıştık ve aradaki büyük yaş farkına rağmen, çok da iyi anlaştık.
* * *
Bendenizi “Biyo-mikroskop” denilen özel bir cihazın arkasına oturttular ve çenemi o cihazın “çenelik” yerine dayayarak, gözlerimle cihazın özel yuvarlak kanal deliklerine bakmamı istediler.
* * *
Alt alta gitgide küçülen birtakım harfler geçmeye başladı.
Ve sol gözümün çok sağlıklı olduğu saptandı.
Sağ gözüm ise, 45 yıldan beri “makula dejenerasyonu” denilen ve her şeyi “flu” gören bir sakatlanmaya uğramıştı.
* * *
“Tıbbi tanımıyla”, “göz” bir beyin uzantısıdır. “Makula” da, gözle beyin arasındaki iletişimi sağlar.
* * *
Neler neler konuşmadık ki, her 2 uzmanla da...
Genç ve orta yaş kuşaklarının “metabolizması”yla; 80-90 yaş arasındakilerin “metabolizması” aynı değildi.
* * *
Orta yaş kuşağına iyi gelen bir ilaç, 85’indeki birine hiçbir yarar sağlamayabilirdi.
* * *
O nedenledir ki, 80-90 yaş arasındaki sağ hekim sayısı çok azdı.
Uzman oldukları alanlar da dâhil, kendilerinin sağlığına herhangi bir yararı gerçekleştiremiyorlardı.
* * *
Geçenlerde 81 yaşında yitirdiğimiz ünlü Kardiyolog Ümit Aker, benim yakın dostumdu.
* * *
40 yıl kadar önce de, Hacettepe Hastanesi’nde bir araştırı yapıyordu.
Hem ülseri, hem de böbrek taşı olanlarda; vücudun “kalsiyum” dengesini sağlayan “para tiroit anomalisi” bulunduğunu iddia ediyordu.
* * *
O tarihlerde bendenizde de hem ülser, hem böbrek taşı vardı ve Dr. Ümit Aker, bana hastanede güçlü bir diyet uygulamaya kalkmıştı.
* * *
Hacettepe Hastanesi’nde Cerrahi Kliniği şefi olan Prof. Dr. Hüsnü Göksel ise, beni hastaneden kaçırmıştı; aşırı diyetlerin sağlığımı bozacağı kaygısıyla...
* * *
“Biyo-mikroskop” gerçekten çok gelişmiş bir cihaz. Gözlerin ne durumda olduğunu hemen saptıyor.
* * *
Keşke siyasetin de, ne durumda olduğunu hemen saptayan öyle bir cihaz bulunsaydı.
* * *
Neyzen Tevfik’in doktorlar aleyhine yazdığı bir yergiyi de okudum Aydın Yıldırım ile Haşim Uslu’ya:
Bir hazaketzedeyim
Midemi tıp tepti benim;
Kırk katır tepse idi,
Yıkılmazdı bu çelik bedenim.
* * *
Her 2 doktor da kim bilir kaç hastaya bakıyorlardı günde?
Acaba AB üyesi ülkelerde, göz doktorları günde kaç hastaya bakıyorlardı?
* * *
Sanırım bunun da yanıtını kimse merak etmiyordu; tıpkı Türkiye’de kaç milyon insanın gözlük taktığını da, kimsenin merak etmediği gibi...









